Başvuru Şartları ve Kabul Edilebilirlik Kriterleri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gönderilen başvuruların yaklaşık %90’ı, kabul edilebilirlik kriterlerinden birini yerine getirmediği gerekçesiyle reddedilmektedir.
Bu istatistik, bireysel başvurucuların ve hatta onları temsil eden birçok avukatın kabul edilebilirlik şartları hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını göstermektedir.

Aşağıda, Mahkeme’nin başvuruyu inceleyebilmesi için sağlanması gereken temel şartlar özetlenmiştir.

1. Başvuru Formu ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. Maddesi

Başvurunuzun kabul edilebilir bulunabilmesi için, Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesinde belirtilen gerekliliklerin eksiksiz yerine getirilmesi gerekir.

Bu kapsamda:

Mahkemenin güncel resmi başvuru formu kullanılmalıdır.

Formda istenen tüm bilgiler eksiksiz doldurulmalıdır.

Davanın özeti, Sözleşme ihlallerine ilişkin açıklamalar ve formun sonunda başvurucu veya avukatın ıslak imzası yer almalıdır.

Formun ekinde, iç hukuk yollarına ilişkin karar örnekleri gibi ilgili belgelerin kopyaları bulunmalıdır.

Başvuru isimsiz olmamalıdır; Mahkeme başvurucuyu tanımlayabilmek için isim ve iletişim bilgilerini açık biçimde görmek zorundadır.

Eksik, imzasız veya kimliği belirsiz başvurular Mahkeme tarafından incelenmeden reddedilir.

2. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi ve Dört Aylık Süre Kuralı

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 1. fıkrası)

AİHM’ye başvuru yapabilmek için iki temel koşul vardır:

Dört Aylık Süre

Başvuru formu, nihai iç hukuk kararının verildiği tarihten itibaren dört ay içinde Mahkeme’ye gönderilmelidir.

Örneğin, nihai karar tarihi 20 Ocak ise, başvuru formu en geç 20 Mayıs gece yarısından önce Mahkeme’ye postalanmalıdır.

Sürenin sonunun hafta sonuna veya resmî tatile denk gelmesi süreyi uzatmaz.
Formun eksiksiz doldurulmuş olması gerekir; eksik form gönderilmesi dört aylık süreyi durdurmaz.

İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi

Başvurucu, iddia ettiği ihlalle ilgili olarak ulusal yargı mercilerine başvurmuş olmalı ve mevcut tüm etkili iç hukuk yollarını kullanmalıdır.

Bu yollar genellikle şu aşamaları kapsar:

  • Asliye hukuk, ceza veya idare mahkemeleri,
  • İstinaf ve temyiz aşamaları (örneğin Yargıtay, Danıştay),
  • Gerekiyorsa Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu.

Ayrıca, başvurucu ulusal yasaların belirlediği süre ve usullere uymuş olmalıdır.
Eğer ulusal mahkemeler, başvurunun süre aşımı nedeniyle incelenemeyeceğine karar vermişse, bu durumda AİHM’ye yapılan başvuru da kabul edilemez sayılabilir.

Şikayet Konularının Ulusal Mahkemelerde Dile Getirilmesi

Ulusal yargı mercilerine yapılan başvurularda, AİHM önünde ileri sürülecek şikayetlerin özünün mutlaka belirtilmiş olması gerekir.
Yani, Sözleşme ihlali olduğu düşünülen olay, ulusal mahkemelere de açıkça bildirilmiş olmalıdır.

3. Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası)

Bir başvuru, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliğinde ise kabul edilemez bulunabilir.

Bu durum şu hâllerde ortaya çıkabilir:

Başvurunun sahte kimlikle yapılması,

Mahkeme’ye gönderilen belgelerde sahtecilik veya tahrifat yapılması,

Dava sürecinde ortaya çıkan yeni ve önemli gelişmeleri Mahkeme’den gizlemek,

Lehinize verilen bir kararı veya önemli bir değişikliği bildirmemek,

Başvuruda hakaret içeren veya saldırgan bir dil kullanmak,

Dostane çözüm (amicable settlement) görüşmelerinin gizliliği ilkesini ihlal etmek.

Bu tür davranışlar, Mahkeme’nin başvuruyu “hakkın kötüye kullanılması” olarak değerlendirmesine ve kabul edilemezlik kararı vermesine yol açabilir.

4. Mükerrer Başvuru veya Başka Uluslararası Organa Yapılan Başvuru

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 2. fıkrası)

Daha önce aynı şikâyetleri ve aynı olayları içeren bir başvurunuz Strazburg Mahkemesi tarafından incelenmişse, yeni başvuru mükerrer sayılır ve kabul edilmez.

Aynı şekilde, aynı olaylar ve şikâyetler hakkında daha önce başka bir uluslararası organa — örneğin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi veya benzeri bir organa — başvuru yapılmışsa, bu durum da kabul edilemezlik nedeni oluşturur.

Kısacası, aynı konu birden fazla uluslararası merci önüne eşzamanlı veya tekrarlayan biçimde getirilemez.

5. Mağdurluk Statüsü

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi)

Sadece bir hakkın ihlalinden doğrudan veya dolaylı biçimde mağdur olan kişiler başvuruda bulunabilir.

Doğrudan Mağdur
Kişinin kendi hakları ihlal edilmiş olmalıdır. Örneğin, cezaevinde kötü muameleye maruz kalmış ve ulusal makamlar bu durumu etkili biçimde soruşturmamışsa veya tazmin etmemişse.

Dolaylı Mağdur
Doğrudan mağdur kişi başvuru yapmadan önce vefat etmişse, yakın akrabası (örneğin eşi, çocuğu veya ebeveyni), yeterli menfaatinin bulunması hâlinde başvuruyu sürdürebilir.

Potansiyel Mağdur
Yabancı uyruklu bir kişi hakkında henüz uygulanmamış bir sınır dışı kararı varsa, ancak bu karar uygulanırsa kişiye işkence veya insanlık dışı muamele riski doğacaksa, kişi “potansiyel mağdur” sayılabilir.

Başvurucunun Ölümü Sonrası
Başvurucu Mahkeme süreci devam ederken vefat ederse, mirasçıları veya yakın akrabaları, yeterli menfaatleri bulunması koşuluyla davayı sürdürebilir.

Ancak şikâyet, başvurucunun ölümüyle doğrudan ilgili değilse, Mahkeme mağdurluk statüsünü reddedebilir.

6. Kişi Bakımından Bağdaşmazlık

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası)

Bir ihlal iddiasının kabul edilebilir sayılabilmesi için, söz konusu eylemin Sözleşmeci Devlet tarafından gerçekleştirilmiş veya Devlete yüklenebilir olması gerekir.

Başvuru şu durumlarda kabul edilemez sayılır:

Bir bireye veya özel kuruma karşı yapılmışsa,

Sözleşme’yi veya ek protokollerini onaylamamış bir devlete karşı yapılmışsa,

Avrupa Birliği kurumları gibi Sözleşme’ye taraf olmayan uluslararası örgütlere karşı yapılmışsa.

Ancak, Avrupa Birliği hukukunun üye devletler tarafından uygulanması sonucu ortaya çıkan ihlallerde, ilgili devletin sorumluluğu devam eder ve başvuru kabul edilebilir bulunabilir.

Her gerçek kişi, özel şirket veya dernek gibi hükümet dışı kuruluş, milliyet, statü veya ehliyet fark etmeksizin Mahkeme’ye başvuru hakkına sahiptir.

7. Yer Bakımından Bağdaşmazlık

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası)

İhlalin, davalı devletin yargı yetkisi alanında veya etkin kontrolü altında bulunan bir bölgede gerçekleşmiş olması gerekir.

Örneğin:

Bir devletin diplomatik veya konsolosluk misyonlarında görev yapan yetkililerinin eylemleri, o devletin sınırları dışında gerçekleşmiş olsa da, birey üzerinde yetki ve kontrol kullanılmışsa devlete yüklenebilir.

Kısacası, ihlal iddiası devletin kontrol alanı dışında gerçekleşmişse, başvuru yer bakımından bağdaşmaz kabul edilir.

8. Zaman Bakımından Bağdaşmazlık

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası)

Şikâyet konusu olay veya işlem, davalı devlet açısından Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelmiş olmalıdır.

Ancak, ihlal Sözleşme yürürlüğe girmeden önce başlamış ve bu tarihten sonra devam eden bir durumu kapsıyorsa, Mahkeme bu başvuruyu da inceleyebilir.

Örneğin, kayıp kişi vakalarında “zorla kaybedilme” bir defalık bir olay değil, devam eden bir ihlal niteliğindedir. Kayıp kişinin akıbeti açıklanmadığı sürece, soruşturma yükümlülüğü devam eder ve başvuru kabul edilebilir sayılır.

9. Konu Bakımından Bağdaşmazlık

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası)

Başvurucu tarafından dayanılan hak, Sözleşme veya Ek Protokoller tarafından korunan bir hak olmalıdır.

Korunan haklara örnek:

Eğer şikâyet, örneğin sürücü belgesi alma hakkı veya yabancı bir ülkeye giriş izni gibi Sözleşme kapsamı dışında kalan konularla ilgiliyse, başvuru konu bakımından bağdaşmaz kabul edilir.

Ayrıca, bazı haklar belirli davalara uygulanmaz. Örneğin, adil yargılanma hakkı (Madde 6) kural olarak sığınma veya vergi davalarına uygulanmaz.

10.Önemli Bir Zararın Bulunmaması

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası (b) bendi)

Bir başvuru, başvurucunun önemli bir zarar görmemesi durumunda kabul edilemez bulunabilir.

Mahkeme, ihlal iddiasının incelenmeye değer olup olmadığını değerlendirirken, zararın ağırlığını dikkate alır.

Eğer zararın büyüklüğü çok düşükse veya olay uluslararası bir Mahkemenin incelemesini gerektirecek asgari öneme ulaşmamışsa, başvuru reddedilebilir.

Örnekler:

İcra edilmeyen bir mahkeme kararı nedeniyle 34 euro zarar,

• Gecikmeli maaş ödemesi nedeniyle 200 euro tutarında kayıp.

Bu tür durumlarda Mahkeme, ihlalin “önemli bir zarar” oluşturmadığı kanaatine varabilir.

Bununla birlikte, iki koruyucu hüküm mevcuttur:

  1. İnsan haklarına saygı ilkesi: Eğer olay insan haklarının korunması bakımından ilk defa ortaya çıkan veya kamu yararı taşıyan bir mesele içeriyorsa, Mahkeme esas inceleme yapabilir.
    • Örneğin, maddi zararın yalnızca 17 euro olmasına rağmen, dava ulusal hukukta yapılan bir değişikliğin ardından açıldığı için Mahkeme esastan inceleme yapmıştır.

  2. Ulusal yargının etkinliği ilkesi: Eğer başvurucuya etkili bir iç hukuk yolu sunulmamışsa, zarar küçük olsa dahi Mahkeme davayı kabul edebilir.
    • Örneğin, 70 euro tutarında zararın söz konusu olduğu bir dosyada ulusal hukukta başvurulabilecek etkili bir yol olmadığından başvuru kabul edilmiştir.

Not: 15 No’lu Protokol yürürlüğe girdikten sonra, ikinci koruyucu hüküm (ulusal yargının etkinliği şartı) kaldırılacaktır.

11. Açıkça Temelsizlik

(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin 3. fıkrası)

Başvurunuz, tüm biçimsel kabul edilebilirlik koşullarını yerine getirmiş olsa dahi, açıkça temelsiz bulunabilir.

Bu, Mahkeme’nin başvuruda Sözleşme tarafından güvence altına alınan bir hakkın ihlal edildiğine dair herhangi bir belirti bulamaması durumudur.

Açıkça temelsiz sayılabilecek durumlar şunlardır:

Mahkeme ayrıca “dördüncü derece mahkemesi” değildir; yani, ulusal mahkemelerin kararlarının doğruluğunu, iç hukukun uygulanma şeklini veya başvurucunun suçlu olup olmadığını yeniden değerlendirme yetkisine sahip değildir.

Mahkeme’nin görevi, yalnızca Sözleşme kapsamında güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini incelemektir — iç hukukta verilen kararların adilliğini veya kanıt değerlendirmesini denetlemek değildir.

AİHM başvurusunun kabul edilebilirliği

Biçim şartı (İçtüzük md. 47): Güncel resmi form eksiksiz doldurulmalı, ihlal özeti ve dayanaklar açıkça yazılmalı, gerekli ekler (nihai kararlar vb.) eklenmeli, başvurucu/vekil ıslak imza atmalıdır. Eksik-imzasız-isimsiz başvurular derhal reddedilir.

Usulî önkoşullar (AİHS md. 35/1): Etkili iç hukuk yolları usulüne ve süresine uygun biçimde tüketilmiş olmalı; nihai karardan itibaren 4 ay içinde tam ve eksiksiz başvuru yapılmalıdır. AİHM’de ileri sürülecek şikâyetlerin özü ulusal yargıda da dile getirilmiş olmalıdır.

Bağdaşmazlık ve mağdurluk: Başvuru; kişi (ratione personae), yer (ratione loci), zaman (ratione temporis) ve konu (ratione materiae) bakımından Sözleşme kapsamına girmeli ve ihlal devlete yüklenebilir olmalıdır. Başvurucu mağdur (doğrudan/dolaylı/potansiyel) olmalıdır. Mükerrer başvuru veya başka uluslararası organa aynı konuda başvuru kabul edilmez.

Diğer filtreler: Başvuru hakkın kötüye kullanılması (sahtecilik, gizleme, hakaret vb.) niteliği taşıyamaz; önemli zarar yoksa reddedilebilir. Ayrıca açıkça temelsiz başvurular (delilsiz, yerleşik içtihada aykırı, dördüncü derece denetimi talep eden) kabul edilmez.

AİHM’ye başvurunun kabul edilebilmesi için, başvurunun eksiksiz, süresinde, doğru muhataba ve Sözleşme kapsamındaki ihlale dayalı olarak, mağdur tarafından yapılması gerekir.