İade Talebi Kapsamında Sunulabilecek Rapor

Bu sayfa, Türkiye kaynaklı iade taleplerinin; siyasi saik riski, çifte suçluluk şartının sağlanmaması, açık adalet inkârı, adil yargılanma güvencelerinin zedelenmesi, gerçek ve öngörülebilir işkence ve kötü muamele riski ile süreçlerin INTERPOL dâhil sınır ötesi baskı aracı olarak kötüye kullanılabilmesi gibi nedenlerle uluslararası insan hakları standartları uyarınca reddedilmesi gerektiğine ilişkin bilgiler içermektedir.

Bu çalışma, Türkiye kaynaklı iade taleplerinin neden ve hangi hukuki temellerle reddedilebileceğini; iade hukukunun temel ilkeleri ile uluslararası insan hakları standartları çerçevesinde özetleyen bir incelemedir. İnceleme, iade sürecinin yalnızca diplomatik bir işlem olmadığını; kişi özgürlüğü, işkence yasağı ve adil yargılanma güvenceleriyle doğrudan bağlantılı, sıkı koşullara tabi bir yargısal süreç olduğunu esas alır.

Rapor, özellikle şu başlıklarda reddi zorunlu veya güçlü şekilde gerektiren gerekçeleri sistematik biçimde ele alır:

  • Siyasi suç istisnası ve siyasi saik riski: Talebin, kişinin siyasi görüşleri veya bir gruba aidiyeti nedeniyle cezalandırma amacı taşıması ihtimali.

  • Çifte suçluluk eşiği: İsnat edilen fiillerin talep edilen ülkede suç oluşturmaması hâlinde iadenin mümkün olmaması.

  • Adil yargılanma güvenceleri ve “açık adalet inkârı” riski: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ışığında, bağımsız ve tarafsız yargılama güvencelerinin zedelendiği durumlarda iadenin doğuracağı ağır hak ihlali tehlikesi.

  • İşkence ve kötü muamele yasağı: Birleşmiş Milletler mekanizmaları ve raporları ışığında, işkence/kötü muamele riskinin “gerçek ve öngörülebilir” olduğu hâllerde iadenin mutlak biçimde yasak olması.

  • Süreçlerin kötüye kullanımı ve sınır ötesi baskı: INTERPOL bildirimleri ve iade mekanizmalarının siyasi baskı aracı olarak kullanılmasına ilişkin bulgular (raporlarda Freedom House gibi kaynaklara atıfla).

İngilizce raporun tam metni kamuoyunun erişimine sunulmuştur ve aşağıdaki bağlantıdan/PDF ekinden indirilebilir.

Türkiye Kaynaklı İade Taleplerinin Reddi İçin Küresel Hukuki Gerekçeler:

Uluslararası Raporlar ve Yüksek Mahkeme Kararları Işığında Bir İnceleme 

  • İADE HUKUKUNUN GENEL ÇERÇEVESİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN YASAL YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Türkiye Cumhuriyeti tarafından iletilen iade talebinin hukuki geçerliliği, uluslararası sözleşmeler, Avrupa İade Sözleşmesi (SİDAS) ve bizzat talep eden devletin iç hukuk düzenlemeleri (Adalet Bakanlığı Genelgeleri) ışığında incelenmeliedir. İade süreci, sadece diplomatik bir işlem değil, kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen ve sıkı şekil şartlarına bağlı “adli ve siyasi” bir işlemdir.

  • İadenin Tanımı ve Hukuki Dayanakları 

Türk hukukuna göre iade (geri verme); bir devlet ülkesinde bulunan kişinin, başka bir devlet ülkesinde işlediği bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık olması halinde soruşturma/kovuşturma yapılması amacıyla, hükümlü ise cezanın infazı amacıyla talep eden devlete teslim edilmesidir. Bu süreç, keyfi bir talep mekanizması olmayıp, hiyerarşik bir normlar bütününe dayanır:

  • Çok Taraflı Sözleşmeler: Türkiye, “Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi” (SİDAS) ve buna ek 1, 2, 3 ve 4 numaralı protokollere taraftır.
    • İkili Anlaşmalar: ABD, Fas, Irak, İran vb. gibi SİDAS’a taraf olmayan ülkelerle ikili anlaşmalar esas alınır.
    • İç Hukuk: Süreç, Türkiye’de 6706 sayılı “Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu” ile düzenlenmiştir.



Geçerli Bir İade Talebinin Asgari Şartları

Uluslararası hukuk ve Türkiye Adalet Bakanlığı’nın 20.11.2024 tarihli ve 184 sayılı Genelgesi, geçerli bir iade talebinin taşıması gereken asgari delil standartlarını belirlemiştir. Bu standartlara uymayan talepler, usulden reddedilmelidir.

  • Nedensellik Bağı ve Somut Delil Zorunluluğu: SİDAS’ın 12. maddesi ve Türk Adalet Bakanlığı Genelgesi uyarınca, talepnamede suçun işlendiği yer, zaman ve yasal niteliği “mümkün olduğunca ayrıntılı” belirtilmelidir. Daha da önemlisi, Türk Genelgesi şunu açıkça emreder: “İadesi talep edilen kişinin eylemleri ile deliller arasındaki nedensellik bağı açıkça belirtilmelidir.
  • Cezanın Alt Sınırı (Önemlilik): Türkiye’nin iade talep edebilmesi için, şüpheli/sanıklar için isnat edilen suçun üst sınırının en az bir yıl hapis cezasını gerektirmesi; kesinleşmiş hükümlüler için ise hükmolunan cezanın en az dört ay olması gerekmektedir. Avrupa İade Sözleşmesi’nin 2. maddesi de benzer bir “önemlilik” eşiği (en az 1 yıl) öngörür.

İadeye Engel Olan “Mutlak Ret” Sebepleri

 Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, belirli durumlarda iadeyi kesin olarak yasaklamaktadır.

  • Siyasi Suçlar: Avrupa İade Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca, talep edilen taraf, suçun “siyasi bir suç” olduğu veya talebin “siyasi görüşleri nedeniyle” bir kişiyi cezalandırmak amacıyla yapıldığı kanaatine varırsa iadeyi reddetmek zorundadır.
  • Gıyapta Mahkumiyet ve Savunma Hakkı: Türkiye’nin taraf olduğu SİDAS 2. Ek Protokolü’nün 3. maddesi uyarınca; eğer kişi gıyabında (yokluğunda) yargılanıp mahkum edilmişse ve savunma hakları tam olarak sağlanmamışsa iade reddedilebilir. Türkiye, bu durumda “yeniden yargılama” (retrial) garantisi vermek zorundadır.
  • İnsan Hakları ve Mültecilik Statüsü: Türk Adalet Bakanlığı belgeleri, iade taleplerinin “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” ve “1951 Cenevre Mülteciler Sözleşmesi” ile uyumlu olması gerektiğini kabul etmektedir. Bu, bir kişi hakkında mültecilik statüsü veya sığınma başvurusu varsa, bu durumun iade sürecinde dikkate alınması gerektiğini gösterir.

 

  1. TÜRKİYE’DE HUKUK DEVLETİ KRİZİ VE YAPISAL İNSAN HAKLARI SORUNLARI

Türkiye Cumhuriyeti’ndeki mevcut yargı sistemi, ceza infaz kurumlarının durumunu ve temel insan hakları ihlalleri; Birleşmiş Milletler (BM) komiteleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve uluslararası gözlemcilerin resmi raporları ışığında analiz edilmelidir. İncelenen veriler, sorunların münferit vakalardan ibaret olmadığını, aksine yargı erkinin kurumsal yapısına sirayet etmiş “sistematik ve yaygın” bir nitelik kazandığını göstermektedir.

  • Yargı Bağımsızlığının ve Tarafsızlığının Kurumsal Çöküşü

Bağımsız bir yargı, adil bir iade sürecinin ön koşuludur. Ancak uluslararası mekanizmalar, Türkiye’de yargı erkinin yürütme organının (Hükümet) doğrudan kontrolü altına girdiğini ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin fiilen ortadan kalktığını teyit etmektedir.

  • Yargıda Ciddi Gerileme ve Yürütme Kontrolü: BM İşkenceye Karşı Komite (UN CAT), 2024 tarihli en güncel raporunda, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığında “ciddi bir gerileme” (severe regression) yaşandığını ve yargı mensuplarının siyasi baskı altında olduğunu kayda geçirmiştir.
  • Hakim ve Savcıların İhracı: 15 Temmuz 2016 sonrası binlerce hakim ve savcının, yasal güvenceleri hiçe sayılarak ve yeterli delil olmaksızın topluca ihraç edilmesi ve tutuklanması, yargı sistemi üzerinde kalıcı bir “korku iklimi” yaratmıştır. BM İnsan Hakları Komitesi (UN CCPR), bu durumun yargının tarafsızlığını yok ettiğini ve yeni atanan hakimlerin liyakatten ziyade siyasi sadakatle seçildiği yönündeki endişeleri vurgulamıştır.
  • HSK’nın Bağımsızlığı Sorunu: Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısı, üyelerinin doğrudan Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi çoğunluğundaki parlamento tarafından atanması nedeniyle eleştirilmektedir. Bu yapı, yargıçların soruşturulması, atanması ve görevden alınması süreçlerinin siyasi saiklerle yürütülmesine zemin hazırlamaktadır.
  • Uluslararası Mahkeme Tespiti: Brezilya Yüksek Mahkemesi, Türkiye’deki yargı bağımsızlığının çöküşünü ve siyasi muhaliflerin tutuklanmasını “herkesçe bilinen bir gerçek” (notorious fact) olarak nitelendirmiş ve bu koşullar altında iade edilecek bir kişinin bağımsız bir mahkemeye çıkarılacağından “haklı şüphe” duyulması gerektiğine hükmetmiştir.
  • “Terör” Tanımının Muğlaklığı ve Kanunilik İlkesinin İhlali

Türkiye’deki en temel hukuki sorunlardan biri, “terör” tanımının uluslararası standartların çok ötesinde geniş ve belirsiz tutulmasıdır. Bu durum, şiddet içermeyen yasal faaliyetlerin dahi “terör suçu” kapsamına alınmasına yol açmaktadır. 

  • Aşırı Geniş ve Öngörülemez Tanım: BM İnsan Hakları Komitesi (CCPR), 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndaki terör tanımının (özellikle 1. ve 2. maddeler) aşırı geniş ve muğlak olduğunu, bu durumun hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Komite, bu yasaların gazetecileri, insan hakları savunucularını ve siyasi muhalifleri susturmak için keyfi olarak kullanıldığı sonucuna varmıştır.
  • AİHM Büyük Daire Kararı (Madde 7 İhlali): Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararında; Türk mahkemelerinin Ceza Kanunu’nu sanık aleyhine “öngörülemez ve genişletici” bir şekilde yorumladığını tespit etmiştir. Mahkeme, kişilerin suç işleme kastı (mens rea) olup olmadığına bakılmaksızın, yasal faaliyetlerin veya dijital materyallerin otomatik olarak “silahlı terör örgütü üyeliği” delili sayılmasının, AİHS’in 7. maddesinde güvence altına alınan “Suçta ve Cezada Kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine hükmetmiştir.
  • Sistemik Sorun: AİHM, bu ihlalin münferit bir hatadan kaynaklanmadığını, Türk yargısının benimsediği “tek tip ve kategorik” yaklaşımın bir sonucu olduğunu ve binlerce davayı etkileyen sistematik bir sorun teşkil ettiğini vurgulamıştır.
  • İhlalin Teyidi ve Kitlesel Yargılamalar (Demirhan, Karslı ve Diğerleri Kararları): AİHM, Büyük Daire’nin Yalçınkaya kararında ortaya koyduğu ilkeleri, 2025 yılında verdiği seri kararlarla teyit etmiş ve Türkiye’deki yargılamaların “otomatik suçluluk” varsayımına dayandığını binlerce başvuru üzerinden tescillemiştir.
    • Tek Tip ve Küresel Yaklaşım: Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri (239 başvuru) kararında; Türk yargısının ByLock deliline (terör örgütü üyeliği suçlaması için yeterli delil kabul edilmektedir.) yaklaşımının kişisel durumlardan bağımsız, “tek tip ve küresel” (uniform and global) bir nitelik taşıdığını belirtmiştir. Mahkeme, sanığın dosyasına bakılmaksızın, sadece uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin, suçun tüm unsurlarının oluştuğu anlamına gelecek şekilde yorumlanmasını AİHS Madde 7 (Kanunilik) ve Madde 6 (Adil Yargılanma) ihlali saymıştır.
    • Kitlesel İhlal Tespiti: AİHM, Karslı ve Diğerleri (1.436 başvuru) ve Bozyokuş ve Diğerleri (132 başvuru) kararlarında, binlerce dosyayı birleştirerek toplu ihlal kararı vermiştir. Mahkeme, bu davalarda Türk Hükümeti’nin “her davanın kendine özgü olduğu” savunmasını reddetmiş; sorunun münferit olaylardan değil, Türk mahkemelerinin benimsediği kategorik yaklaşım (categorical approach) ve sistematik sorundan (systemic problem) kaynaklandığını vurgulamıştır.
    • Kanunilik İlkesinin İhlali: Bu kararlar, ByLock kullanımının “münhasıran örgütsel” kabul edilerek sanıklara “objektif sorumluluk” (objective liability) yüklendiğini, yani kişinin suç işleme kastı olup olmadığına bakılmaksızın cezalandırıldığını kesin hükme bağlamıştır.
  • Adil Yargılanma ve Savunma Hakkının Kısıtlanması

Türkiye’deki yargılamalarda, özellikle terör suçlamalarında, savunma hakkını kısıtlayan ve “silahların eşitliği” ilkesini bozan yasal ve fiili engeller bulunmaktadır.

  • Avukata Erişimin Engellenmesi: ABD Dışişleri Bakanlığı 2024 İnsan Hakları Raporu ve BM raporları; gözaltına alınan kişilerin avukata erişiminin ilk 24 saat boyunca kısıtlandığını, avukat-müvekkil görüşmelerinin gizliliğinin ihlal edildiğini (görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi) ve savunma avukatlarının soruşturma dosyalarına erişiminin “gizlilik kararları” ile engellendiğini belgelemektedir.
  • Gizli Tanık ve Kısıtlı Deliller: Yargılamalarda sıklıkla gizli tanık beyanlarına başvurulmakta, savunma tarafının bu tanıkları sorgulama hakkı kısıtlanmaktadır. Ayrıca, dijital delillerin bütünlüğünün sağlanmadığı ve sanıklara bu delillere karşı teknik savunma yapma imkanının verilmediği AİHM tarafından tespit edilmiştir.
  • İşkence, Kötü Muamele ve Cezasızlık

İade hukukunun “Geri Göndermeme” (Non-Refoulement) ilkesi bağlamında en kritik risk, kişinin işkence ve kötü muameleye maruz kalma ihtimalidir. Türkiye’de bu riskin “gerçek ve öngörülebilir” olduğu uluslararası kurumlarca teyit edilmiştir.

  • Sistematik İşkence ve Cezasızlık: BM İşkenceye Karşı Komite (UN CAT), Türkiye’de kolluk görevlileri ve istihbarat birimleri tarafından işlenen işkence suçlarında bir “cezasızlık” (impunity) kültürü olduğunu belirtmiştir. İşkence iddialarının etkin soruşturulmadığı, aksine işkenceyi şikayet edenlerin karşı davalarla tehdit edildiği rapor edilmiştir.
  • Gözaltı Merkezleri ve MİT: ABD Dışişleri Bakanlığı Raporu, polis nezarethanelerinde ve gayri resmi gözaltı merkezlerinde işkence, dayak, cinsel taciz ve tehdit gibi yöntemlerin kullanıldığına dair güvenilir raporların arttığını kaydetmiştir. Özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda, kişilerin yasal koruma olmaksızın sorgulandığı ve işkence riski altında olduğu vurgulanmaktadır.
  • Somut Yöntemler: Uluslararası raporlarda; gözaltında ters kelepçe, uzun süreli uykusuz bırakma, su ve gıdanın verilmemesi, cinsel şiddet tehdidi ve darp gibi yöntemlerin kullanıldığı detaylandırılmıştır.
  • Cezaevi Koşulları ve Sağlık Hakkı İhlalleri

Türkiye’de cezaevleri, aşırı kalabalık, sağlık hizmetlerine erişim sorunu ve keyfi disiplin cezaları ile karakterize edilmektedir. 

  • Aşırı Kalabalık ve Kötü Şartlar: BM raporları, cezaevlerinin kapasitesinin çok üzerinde doluluğa sahip olduğunu, bunun hijyen ve sağlık sorunlarına yol açtığını belirtmektedir. Mahpusların sağlık hizmetlerine erişiminin geciktirildiği veya engellendiği, hasta tutukluların tahliye edilmediği ve cezaevinde ölümlerin yaşandığı kaydedilmiştir.
  • Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis rejimi: BM İşkenceye Karşı Komite, Türkiye’deki “ağırlaştırılmış müebbet hapis” rejiminin, mahpusları “umut hakkı”ndan yoksun bıraktığını ve tecrit koşullarının insan onuruna aykırı olduğunu belirterek yasal değişiklik talep etmiştir.

 

  1. GÜLEN HAREKETİNE YÖNELİK SUÇLAMALARIN ULUSLARARASI STATÜSÜ VE “TERÖR” TANIMININ REDDİ 

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sorumlu tuttuğu Gülen hareketini (Hizmet Hareketi) “Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)” olarak adlandırmakta ve iade taleplerini bu tanım üzerine kurmaktadır. Ancak, aşağıda detaylandırılan uluslararası raporlar ve mahkeme kararları; bu tanımın uluslararası toplum tarafından kabul görmediğini, aksine harekete yönelik eylemlerin “siyasi takibat” ve “insan hakları ihlali” olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.

  • Uluslararası Konsensüs: “Terör Örgütü” Tanımının Reddi

Türkiye’nin “FETÖ” tanımı, Birleşmiş Milletler ve Batılı demokrasiler nezdinde hukuki bir geçerlilik kazanmamıştır. 

  • BM Özel Raportörü’nün Tespiti: BM Terörle Mücadelede İnsan Hakları Özel Raportörü Ben Saul, devletlerin “terör” ve “aşırılık” tanımlarını geniş ve muğlak tutarak sivil alanı kısıtladığını belirtmiş ve buna en somut örnek olarak Türkiye’deki Gülen hareketi zulmünü (persecution) göstermiştir.
  • BM Özel Raportörlerinin Tespiti: Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları, Türkiye’nin siyasi muhalifleri, gazetecileri ve Gülen Hareketi ile bağlantılı kişileri hedef almak için geniş kapsamlı terörle mücadele yasalarını sistematik olarak kullanmasından derin endişe duyduklarını ifade etmişlerdir. Görevliler, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun, yanlış uygulamaları kolaylaştıran ve uluslararası insan hakları yükümlülüklerini ihlal etme potansiyeli taşıyan belirsiz ifadelerle kaleme alındığını savunmuşlardır. Uzmanlar özellikle, Gülen Hareketi’nin terör örgütü olarak tanımlanmasının adil yargılama ilkesine aykırı olduğunu ve terörün tanımına ilişkin uluslararası hukuki kriterleri karşılamamaktadır.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı Raporu: ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2024 İnsan Hakları Raporu, Türk hükûmetinin “terör” suçlamasını hassas konularda (özellikle Gülen hareketi ve PKK) haber yapan gazetecilere ve muhaliflere karşı rutin olarak kullandığını ve yasal kitapları bulundurmanın dahi terör örgütü üyeliği delili sayıldığını not etmiştir.
  • Freedom House Analizi: Freedom House, Türkiye’nin Gülen hareketini “terör örgütü” ilan etmesinin, 2013 yılındaki siyasi ayrışmadan sonra başladığını ve bu tanımın Türk hukukuna yerleştirilerek uzun süredir devam eden “terör etiketinin kötüye kullanılması” pratiğinin bir devamı olduğunu tespit etmiştir. Rapor, devletin bu tanımı kullanarak dünya çapında bir insan avı başlattığını vurgulamaktadır.
  • AİHM Kararları: Yasal Faaliyetlerin “Terör” Sayılmasının Hukuksuzluğu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin Gülen hareketi mensuplarına yönelttiği suçlamaların (ByLock kullanımı, Bank Asya hesabı, sendika üyeliği vb.) “Kanunsuz Suç Olmaz” ilkesine aykırı olduğuna hükmetmiştir. 

  • Yalçınkaya Kararı (Büyük Daire): AİHM Büyük Dairesi, Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararında; ByLock adlı mesajlaşma uygulamasını kullanmanın, sanığın suç kastı (mens rea) ve örgütün nihai amacına dair bilgisi araştırılmadan otomatik olarak “silahlı terör örgütü üyeliği” sayılmasını AİHS Madde 7 (Kanunilik İlkesi) ihlali olarak mahkum etmiştir. Mahkeme, Türk yargısının bu yorumunun yasayı sanık aleyhine “öngörülemez” şekilde genişlettiğini belirtmiştir.
  • Sistematik İhlal (Demirhan, Bozyokuş, Seyhan ve Karslı Kararları): AİHM, 2025 yılında verdiği Demirhan, Karslı, Bozyokuş ve Seyhan kararlarında; Türk yargısının ByLock konusunda benimsediği yaklaşımın “tek tip ve küresel” (uniform and global) olduğunu, kişilerin özel durumuna bakılmaksızın herkesin aynı şablonla cezalandırıldığını ve bunun “sistematik bir sorun” teşkil ettiğini binlerce dosya üzerinden teyit etmiştir.
  • “Sınır Ötesi Baskı” ve Yasadışı Operasyonlar

Türkiye’nin iade talepleri, uluslararası kurumlar tarafından hukuki bir işbirliği çağrısı değil, küresel bir baskı kampanyasının parçası olarak görülmektedir. 

  • AKPM Kararı: Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM/PACE), Türkiye’nin Gülen hareketiyle ilişkili kişileri takip etme politikasının, iade süreçlerinin kötüye kullanılması, Interpol kırmızı bültenlerinin suistimali ve yasadışı adam kaçırma (rendition) yöntemlerini içerdiğini belirterek, bu eylemleri “Sınır Ötesi Baskı” (Transnational Repression) olarak tanımlamıştır.
  • Küresel Tasfiye Kampanyası: Freedom House raporuna göre Türkiye, 2016’dan bu yana 31 farklı ülkeden insan kaçırma ve yasadışı transfer yöntemleriyle muhaliflerini hedef almıştır. Rapor, Türkiye’nin bu alanda Çin ve Rusya ile birlikte dünyanın en agresif devletlerinden biri olduğunu vurgulamaktadır.
  • BM İşkence Komitesi Kararı (Kosova Örneği): BM İşkenceye Karşı Komite (CAT), X ve Y v. İsviçre (No. 1081/2021) kararında; Türkiye’nin Kosova’daki altı Türk öğretmenini yerel yasaları by-pass ederek MİT operasyonuyla kaçırmasını (abduction), bu kişilerin işkence riskine maruz bırakılması olarak değerlendirmiş ve Türkiye’nin nüfuzunun olduğu üçüncü ülkelere (zincirleme iade) sınır dışı işlemini dahi yasaklamıştır.
  • Güncel Hedef: Kadınlar, Öğrenciler ve “Kızlar Çocukları Davası”

BM Özel Raportörlerinin 2024 ve 2025 tarihli mektupları, Türkiye’nin “terörle mücadele” adı altında yürüttüğü operasyonların artık şiddetle hiçbir ilgisi olmayan üniversite öğrencilerini ve kadınları hedef aldığını belgelemektedir.

  • Gençlere ve Kadınlara Yönelik Operasyonlar: BM Özel Raportörleri, 7 Mayıs 2024 ve 6 Mayıs 2025 tarihlerinde yapılan operasyonlarda, çoğunluğu kadın ve öğrenci olan kişilerin “Gülen hareketiyle iltisaklı oldukları” gerekçesiyle gözaltına alındığını raporlamıştır. Bu kişilere yöneltilen suçlamalar; “birlikte ders çalışmak”, “ev arkadaşlığı yapmak”, “iftar yemeği düzenlemek” gibi tamamen yasal ve barışçıl faaliyetlerdir.
  • Çocuklara Yönelik İşkence İddiaları: BM mektubunda (UN AL TUR 5/2024), İstanbul’da gözaltına alınan 16 çocuğun 16 saat boyunca avukatsız sorgulandığı, yemek verilmediği ve polis memurları tarafından “kan kusana kadar dövülmekle” tehdit edildikleri (threatened with physical beatings that would ‘make [them] vomit blood’) belirtilmiştir.
  • “Kızlar Çocukları Davası”: İstanbul’da görülen ve kamuoyunda “Kız Çocukları Davası” (Girls’ Trial) olarak bilinen davada, lise ve üniversite öğrencilerinin dini sohbetlere katılmak gibi gerekçelerle terör örgütü üyeliğinden mahkum edildiği, bunun da hukukun araçsallaştırılmasının en uç örneği olduğu kaydedilmiştir.

 

  1. KÜRESEL EMSAL KARARLAR: İADE TALEPLERİNİN REDDİNE İLİŞKİN ULUSLARARASI İÇTİHATLAR

Türkiye Cumhuriyeti’nin 15 Temmuz 2016 sonrası Gülen hareketi mensuplarına yönelik başlattığı küresel iade kampanyası, demokratik hukuk devletlerinin yargı organları ve uluslararası insan hakları mekanizmaları tarafından “siyasi” ve “hukuka aykırı” bulunarak sistematik şekilde reddedilmektedir. Aşağıda özetlenen emsal kararlar, iadenin reddi için evrensel bir hukuki konsensüsün oluştuğunu göstermektedir.

  • Birleşik Krallık Yargısı: “Hukukun Üstünlüğünün Çöküşü” ve Siyasi Motivasyon

İngiltere mahkemeleri, Türkiye’nin iade taleplerini en kapsamlı şekilde inceleyen ve Türk yargı sisteminin “bağımsızlığını yitirdiğini” tescilleyen kararlara imza atmıştır.

  • Akın İpek, Ali Çelik ve Talip Büyük Kararı (Westminster Magistrates Court): Mahkeme, 28 Kasım 2018 tarihli kararında iade taleplerini reddetmiştir. Yargıç John Zani, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün mevcut durumuna dair ciddi çekinceleri olduğunu belirterek şu tespitlerde bulunmuştur:
    • Siyasi Motivasyon: Mahkeme, iade talebinin sanıkların siyasi görüşleri nedeniyle yapıldığına (siyasi motivasyonlu olduğuna) dair “önemli kanıtlar” (substantial evidence) bulunduğuna ikna olmuştur.
    • Adil Yargılanma Riski (Madde 6): Yargıç, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün çöktüğünü (rule of law has disintegrated) belirten savunma argümanlarını dikkate alarak, sanıkların iade edilmeleri halinde adil yargılanma haklarının açıkça ihlal edileceği riskinin (flagrant denial of justice) mevcut olduğuna hükmetmiştir.
    • İşkence ve Kötü Muamele Riski (Madde 3): Mahkeme, sanıkların Türkiye’ye iade edilmeleri halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesini ihlal edecek şekilde kötü muameleye maruz kalma riskinin “gerçek” (real risk) olduğu sonucuna varmıştır.
  • Özcan Keleş Vakası: İngiltere, iade taleplerinin siyasi niteliğini ve Türkiye’deki hapishane koşullarını gerekçe göstererek Gülen hareketiyle ilişkili gazeteci ve aktivistlerin iadesini reddetme politikasını sürdürmüştür.
  • Birleşmiş Milletler (BM) Kararları: Diplomatik Güvencelerin Yetersizliği

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite (CAT) ve Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu (WGAD), yerel mahkemelerin iadeye onay verdiği durumlarda dahi devreye girerek Türkiye’ye iadeleri “uluslararası hukukun ihlali” saymıştır. 

  • Fas Kararları (İsmet Bakay, Elmas Ayden, Mustafa Önder, Ferhat Erdoğan): BM İşkenceye Karşı Komite, Fas mahkemelerinin Türkiye’nin iade taleplerini kabul etmesine rağmen, bu kişilerin iadesini durduran tarihi kararlar vermiştir.
    • Diplomatik Güvencelerin Reddi: Komite, Türkiye’nin sunduğu “işkence yapılmayacak” şeklindeki diplomatik güvencelere rağmen, kişilerin siyasi profilleri (Gülen hareketi bağlantısı) nedeniyle işkence görme riskinin (foreseeable, real and personal risk) devam ettiğine karar vermiştir.
    • Siyasi Zulüm Tespiti: Komite, başvurucuların siyasi görüşleri veya aidiyetleri nedeniyle takibata uğradığını ve Türkiye’deki sistematik insan hakları ihlalleri nedeniyle iadenin CAT Sözleşmesi’nin 3. maddesini (Geri Göndermeme İlkesi) ihlal edeceğini vurgulamıştır.
  • Mustafa Ceyhan Kararı (WGAD): BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, Mustafa Ceyhan’ın Azerbaycan’dan Türkiye’ye yasadışı yollarla kaçırılmasını (abduction) ve tutuklanmasını “keyfi tutuklama” olarak nitelendirmiştir. Kararda, Türkiye’nin terör suçlamalarını “muğlak üyelik iddialarına” dayandırdığı ve suçun yasal dayanağının bulunmadığı belirtilmiştir.
  • Ç. ve M.E.Ç. Kararı (Gürcistan): BM İşkenceye Karşı Komite, Gülen hareketi bağlantılı bir öğretmenin Türkiye’ye iadesini, işkence riski nedeniyle geçici tedbir kararıyla durdurmuştur.
  • Avrupa Mahkemeleri: “Çifte Suçluluk” ve “Siyasi Suç” Engeli

Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkelerin mahkemeleri, Türkiye’nin sunduğu delillerin (ByLock, Bank Asya vb.) suç teşkil etmediğine ve taleplerin siyasi olduğuna hükmetmiştir. 

  • Romanya – F.G. Kararı: Bükreş Temyiz Mahkemesi, Türkiye’nin iade talebini reddetmiştir. Mahkeme, isnat edilen “terör örgütü üyeliği” suçunun temelinin sadece ByLock kullanımı olduğunu tespit etmiş ve bu eylemin Romanya yasalarına göre suç oluşturmadığına (lack of dual criminality) karar vermiştir. Ayrıca Mahkeme, iadenin kişinin siyasi görüşleri veya bir sosyal gruba aidiyeti nedeniyle istendiğine dair “ciddi nedenler” (solid reasons) bulunduğunu belirterek talebi reddetmiştir.
  • Karadağ – Harun Ayvaz Kararı: Karadağ Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemelerin iade kararını bozarak, Harun Ayvaz’ın Türkiye’ye iadesinin “işkence riski” nedeniyle durdurulmasına hükmetmiştir. Bu karar, “siyasi sığınma talebinde bulunan kişinin iade edilemeyeceği” ilkesini teyit eden bir dönüm noktası (landmark ruling) olarak kayda geçmiştir.
  • Bosna Hersek – Fatih Keskin Kararı: Bosna Mahkemesi, Fatih Keskin’in oturum izninin iptali ve sınır dışı edilmesi kararını, Türkiye’nin talebinin “siyasi zulüm” (political persecution) niteliğinde olduğu ve kişinin haklarının ihlal edileceği gerekçesiyle iptal etmiştir.
  • Amerika Kıtası Yargısı: Brezilya Yüksek Mahkemesi İçtihatları

Brezilya Yüksek Mahkemesi (STF), Türkiye’nin iade taleplerini “siyasi suç” istisnası kapsamında değerlendirerek reddetmektedir.

    • Ali Sipahi ve Yakup Sağar Kararları: Mahkeme, iş insanları Ali Sipahi ve Yakup Sağar hakkındaki iade taleplerini reddetmiştir. Kararlarda şu hususlar vurgulanmıştır:
      • Adil Yargılanma Yokluğu: Mahkeme, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olmadığını ve “istisna mahkemeleri” riskinin bulunduğunu belirterek, iade edilen kişinin tarafsız bir mahkemede yargılanacağından “haklı şüphe” (justified doubt) duyduğunu belirtmiştir.
      • Siyasi Nitelik: Mahkeme, suçlamaların siyasi zulümden ayrılamaz (inseparable from political persecution) nitelikte olduğuna ve Türk devleti ile muhalifleri arasındaki siyasi çekişmeyi yansıttığına hükmetmiştir.
    • Mustafa Göktepe Kararı (2025): Brezilya Yüksek Mahkemesi, 2025 yılında verdiği en güncel kararla, Mustafa Göktepe’nin tutukluluğunu kaldırarak Türkiye’nin “siyasi rakiplerini terörist olarak damgalama” kampanyasına geçit vermeyeceğini bir kez daha teyit etmiştir

 

  1. ANALİZ: ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA İADENİN İMKANSIZLIĞI

İşbu raporda sunulan olgusal veriler, yargı kararları ve uluslararası raporlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin iade taleplerinin hukuki bir yargılama amacı taşımadığı, aksine siyasi saiklerle yürütülen “sınır ötesi baskı” (transnational repression) kampanyasının parçası olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıdaki analiz başlıkları, bu tür taleplerin reddedilmesi gerektiğini hukuki bir zorunluluk olarak ortaya koymaktadır.

  • “Siyasi Suç” ve Siyasi Zulüm Karinesi

İade hukukunun evrensel ilkesi gereği, siyasi nitelik taşıyan suçlamalar iadeye konu edilemez. Türkiye’nin talepleri, hukuki görünüm altında siyasi bir tasfiye amacı gütmektedir.

  • Siyasi Saik: İngiltere Westminster Sulh Ceza Mahkemesi’nin Akın İpek ve Diğerleri kararında tespit ettiği üzere, Türkiye’nin iade talepleri, sanıkların siyasi görüşleri ve bir sosyal gruba (Gülen hareketi) aidiyetleri nedeniyle yapılmaktadır ve bu durum “siyasi motivasyonlu” bir süreçtir.
  • Siyasi Zulümden Ayrılamazlık: Brezilya Yüksek Mahkemesi’nin Ali Sipahi, Yakup Sağar ve Mustafa Göktepe kararlarında vurgulandığı üzere; yöneltilen suçlamalar, Türk devleti ile muhalifleri arasındaki siyasi çekişmeyi yansıtmaktadır ve “siyasi zulümden ayrılamaz” (inseparable from political persecution) niteliktedir.
  • Analiz Sonucu: İade talebine konu olan eylemler (banka hesabı açmak, dernek üyeliği, iletişim uygulaması kullanmak), şiddet içermeyen ve siyasi muhalefet kapsamında değerlendirilmesi gereken eylemlerdir. Bu nedenle talep, Avrupa İade Sözleşmesi’nin (SİDAS) 3. maddesi ve uluslararası teamül hukuku uyarınca “siyasi suç” istisnası kapsamında reddedilmelidir.
  • Adil Yargılanma Hakkının “Açıkça İhlali” (Flagrant Denial of Justice)

Türkiye’deki yargı sistemi, bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmiş durumdadır. İade edilecek kişinin adil yargılanması, sadece “riskli” değil, imkansızdır. 

  • Sistemik Sorun: AİHM Büyük Dairesi’nin Yalçınkaya kararı ve 2025 tarihli Demirhan/Karslı kararları, Türkiye’deki yargılamaların “tek tip ve küresel” bir şablonla, kişisel suçluluk durumu araştırılmadan, otomatik mahkumiyet üzerine kurulduğunu tescillemiştir.
  • Kanunilik İlkesinin İhlali: Türk mahkemeleri, ByLock kullanımı gibi eylemleri geriye dönük ve öngörülemez şekilde suç sayarak “Kanunsuz Suç Olmaz” (AİHS Madde 7) ilkesini ihlal etmektedir,.
  • Analiz Sonucu: İngiliz Mahkemesi’nin “hukukun üstünlüğünün çöktüğü” (rule of law has disintegrated) tespiti ve Brezilya Mahkemesi’nin “tarafsız mahkeme bulunmadığı” tespiti ışığında; iade işlemi, kişinin adil yargılanma hakkının “açıkça inkarı” (flagrant denial) anlamına gelecektir.
  • İşkence ve Kötü Muamele Riski (Non-Refoulement İlkesi)

Türkiye’de sistematik işkence ve kötü muamele riski, “Geri Göndermeme” (Non-Refoulement) ilkesinin mutlak olarak uygulanmasını gerektirmektedir.

  • Risk Analizi: BM İşkenceye Karşı Komite (CAT), Elmas Ayden, Mustafa Önder ve diğerleri kararlarında; Gülen hareketiyle ilişkilendirilen kişilerin Türkiye’de işkence görme riskinin “gerçek, kişisel ve öngörülebilir” olduğuna hükmetmiştir.
  • Diplomatik Güvencelerin Geçersizliği: BM Komitesi, Türkiye’nin sunduğu “işkence yapılmayacak” şeklindeki diplomatik güvencelerin, sahadaki sistematik ihlaller ve cezasızlık politikası karşısında yetersiz ve güvenilmez olduğunu defalarca vurgulamıştır.
  • Analiz Sonucu: İade talebinin kabulü, kişinin işkence ve kötü muameleye maruz kalma riskinin yüksek olduğu bir ortama teslim edilmesi demektir. Bu durum, BM İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 3. maddesi ve AİHS’in 3. maddesinin doğrudan ihlali olacaktır.
  • Sınır Ötesi Baskı ve Usuli Kötüye Kullanım

Türkiye’nin iade talebi, hukuki bir işbirliği aracı olarak değil, Freedom House ve AKPM raporlarında belirtildiği üzere, muhalifleri susturmaya yönelik küresel bir “insan avı” ve “sınır ötesi baskı” aracı olarak kullanılmaktadır,,.

  • Yasadışı Yöntemler: Freedom House raporunda detaylandırılan vakalar, Türkiye’nin hukuki süreçleri by-pass ederek adam kaçırma (rendition) ve yasadışı transfer yöntemlerine başvurduğunu kanıtlamaktadır.
  • Analiz Sonucu: Bir devletin uluslararası hukuk mekanizmalarını (Interpol, iade talepleri) siyasi baskı aracı olarak kötüye kullanmasına (abuse of process) izin verilmemelidir.

 

  1. GENEL SONUÇ 

Yukarıda detaylandırılan ve belgelerle desteklenen nedenlerle, iade talebinin siyasi görüşler ve aidiyet nedeniyle yapıldığı, isnat edilen eylemlerin evrensel hukukta suç teşkil etmediği (Çifte Suçluluk Yokluğu) ve iade halinde kişinin işkence görme ve adil yargılanmama riskinin “kesin ve somut” olduğu sabittir.

Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti’nin iade taleplerinin REDDİNE karar verilmesi, uluslararası hukukun ve insan hakları sözleşmelerinin bir gereğidir.