Türkiye Kaynaklı Bildirimlerin Niteliği ve Sorunlar
Türkiye’den Interpol’e iletilen bazı kırmızı bülten ve diffüzyon taleplerinin, somut suç delillerinden ziyade siyasi görüş, inanç veya aidiyet temelli değerlendirmelere dayanması, uluslararası alanda ciddi bir sorun oluşturuyor. Özellikle 15 Temmuz sonrası yapılan bildirimlerin önemli bir kısmı, ifade özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlere dayandığı gerekçesiyle CCF tarafından siyasi nitelikli bulunarak silindi. Bu sayfada, Türkiye kaynaklı bu bildirimlerin doğurduğu kişisel ve sistematik sonuçları, insan hakları ve Interpol’in tarafsızlık ilkesi çerçevesinde özetle ele alıyoruz.
Türkiye Kaynaklı Bildirimlerin Niteliği ve Sorunlar
Uygulamada, Türkiye’den Interpol’e iletilen bazı kırmızı bülten ve diffüzyon talepleri, çoğu zaman gerçek bir suç isnadına değil, siyasi görüş, inanç veya aidiyet temelli değerlendirmelere dayanabilmektedir. Özellikle 15 Temmuz 2016 sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında, çok sayıda kişi hakkında “terör örgütü üyeliği” veya “örgüte yardım” suçlamalarıyla uluslararası arama talepleri oluşturulmuştur. Ancak bu taleplerin önemli bir kısmında, fiilî deliller yerine kişinin belirli bir kurumla bağlantısı, yasal bir derneğe üyeliği veya ifade özgürlüğü kapsamındaki faaliyetleri gerekçe gösterilmiştir. Bu durum, Interpol Anayasası’nın 3. maddesinde düzenlenen siyasi tarafsızlık ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir.
Bu tür taleplerin uluslararası düzeyde doğurduğu sonuçlar son derece ağır olabilmektedir. Kırmızı bülten veya diffüzyon kaydı bulunan kişiler, seyahat özgürlüğü bakımından ciddi kısıtlamalarla karşılaşmakta; sınır kapılarında alıkonma, gözaltına alınma veya iade prosedürüne tabi tutulma riski taşımaktadır. Bunun yanı sıra, kayıtların Interpol veri tabanında yer alması, vize başvuruları, oturum izinleri ve uluslararası koruma süreçlerinde olumsuz kanaat oluşturabilmektedir. Bazı durumlarda, bu veriler ülkelerin finansal izleme sistemlerine (AML/KYC süreçleri) yansımakta; kişilerin banka hesapları, sigorta işlemleri veya mesleki lisans başvurularında “yüksek riskli kişi” olarak işaretlenmesine yol açabilmektedir.
Türkiye kaynaklı bildirimlerin büyük kısmı, CCF nezdinde yapılan başvurular sonucunda hukuka aykırı veya siyasi nitelikli bulunarak silinmiştir. Ayrıca Türkiye’nin terör suçlaması gerekçesiyle yaptığı kırmızı bülten taleplerini de siyasi olması gerekçesiyle reddederek yayınlanmasına izin vermemiştir.
Komisyon, bu başvurularda genellikle adil yargılanma hakkının ihlali, delil yetersizliği, siyasi motivasyon, koruma statüsü (örneğin sığınmacı veya mülteci olma) gibi gerekçelere dayanmıştır. Dolayısıyla sorun sadece bireysel değil, sistematiktir: ulusal düzeydeki yargısal süreçlerin uluslararası mekanizmalarda araçsallaştırılması, Interpol’ün tarafsızlık ve güvenilirlik ilkesine zarar vermekte, aynı zamanda mağdur kişilerin itibar, özgürlük ve ekonomik faaliyet haklarını uzun vadede etkilemektedir. Bu nedenle, Türkiye kaynaklı bildirimlerin incelenmesinde hem Interpol Genel Sekreterliği hem de CCF nezdinde daha titiz bir insan hakları denetimi yürütülmesi uluslararası hukuk açısından zorunlu hale gelmiştir.

