Türkiye’nin AİHM Karnesi: Vitrinde %90, Gerçekte %68

image

Türkiye’nin “gerçek” uyum tablosu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının icrasında Türkiye’ye dair ilk bakışta iyimser görünen tablo, dosyaların niteliğine göre bakıldığında önemli ölçüde değişiyor. Resmî infaz verileri, tüm kararlar topluca ele alındığında Türkiye’nin yüksek sayılabilecek bir kapanma oranına ulaştığını düşündürüyor. Ancak mesele, tekil ihlaller ile hukuk düzenindeki yapısal bozuklukları teşhis eden “öncü kararlar” arasında ayrım yapıldığında bambaşka bir anlam kazanıyor. Avrupa Konseyi’nin Türkiye sayfası da bu ayrımı fiilen doğrulayan bir mimari kuruyor: bir yanda kapatılan dosyalar ve “main achievements”, diğer yanda Bakanlar Komitesi önünde hâlâ bekleyen “main issues pending”. (Portal)

Paylaşılan güncel resmi verilerine göre, Türkiye aleyhine verilen toplam 4.550 AİHM kararının 4.089’u infaz edilmiş görünüyor; bu da yaklaşık yüzde 90’lık bir genel uyum oranına işaret ediyor. Bu oran, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin toplam dosyalardaki yüzde 91’lik ortalamasına oldukça yakın. Nitekim Avrupa Konseyi’nin aynı istatistik panelinde AB üyesi ülkeler için toplam 18.838 dosyanın 17.219’unun kapatıldığı ve kapanma oranının yüzde 91 olduğu görülüyor. Bu çıplak veri, ilk bakışta Türkiye’nin “çok da kötü değilmiş” izlenimi vermesine elverişli.

Ne var ki insan hakları hukuku bakımından asıl belirleyici olan, tekrarlayan bireysel ihlallerin kapanma sayısı değil; devleti mevzuat, yargı pratiği ya da kurumsal yapı düzeyinde değişime zorlayan öncü kararlardaki performanstır. Aynı güncel veriler temel alındığında Türkiye’nin 454 öncü karardan yalnızca 309’unu kapatabildiği, yani uyum oranının yüzde 68’de kaldığı anlaşılıyor. Bu seviye, AB üyesi ülkeler için görülen yüzde 81’lik öncü karar ortalamasının belirgin biçimde altında.

Başka bir ifadeyle, Türkiye bireysel telafi üretilebilen veya daha sınırlı etkili dosyalarda istatistiği yükseltebiliyor; fakat sistemik sorunu açığa çıkaran dosyalarda ciddi bir infaz açığıyla karşı karşıya. Avrupa Konseyi’nin kullandığı resmi sınıflandırma da tam bu ayrımı esas alıyor: “leading/reference” dosyalar ayrı bir kategori olarak izleniyor.

Bu nedenle Yalçınkaya, Demirhan, Demirtaş ve Kavala gibi kararlar yalnızca sembolik öneme sahip değildir; bunlar, Türkiye’nin AİHM sistemiyle kurduğu gerçek ilişkiyi ölçen birer turnusol kâğıdı niteliğindedir. Türkiye’ye ilişkin ülke bilgi notu da, 10 Aralık 2025 tarihli son güncellemesinde, Bakanlar Komitesi önünde bekleyen başlıca sorun alanları arasında “siyasal saikle tutma” (detention for ulterior purpose), “tutma ve diğer bağlantılı sorunlar” (detention and other issues), “toplantı ve örgütlenme özgürlüğü” (freedom of assembly and association), “yargının işleyişi” (functioning of justice), “güvenlik güçlerinin eylemleri” (action of security forces) ve devletlerarası nitelik taşıyan bağlantılı dosyaları saymaktadır. Bu başlıkların kendisi dahi, sorunun münferit ihlallerden ziyade yapısal ve sistematik bir nitelik taşıdığını göstermeye yeterlidir.

Öte yandan infaz sürecinin tamamen donduğunu söylemek de doğru olmaz. Avrupa Konseyi’nin Türkiye sayfasında, Bakanlar Komitesi’nin 19 Eylül 2025’te etkisiz soruşturmalara ilişkin bazı dosyalardaki denetimi sonlandırdığı, 11 Aralık 2025’te ise ağırlaştırılmış müebbet alan zihinsel hastalığı bulunan bir mahpusun tutulma koşullarına ilişkin bir dosyada gözetimi kapattığı görülüyor. Yani bazı alanlarda kapanan dosyalar ve kaydedilen ilerlemeler var. Ancak bu gelişmeler, öncü kararlar alanındaki düşük infaz oranının yarattığı ana tabloyu değiştirmiyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin AİHM kararlarına uyumunda iki farklı gerçeklik bulunuyor: vitrinde, toplam dosyalarda yüzde 90’a yaklaşan bir “genel uyum” resmi; derinde ise yapısal ihlallerde yüzde 68’e sıkışan, Avrupa ortalamasının gerisinde kalan bir “gerçek uyum” sorunu. İnsan hakları savunucuları açısından esas mesele de tam burada düğümleniyor: bir devletin AİHM sistemine bağlılığı, en çok rahatsız edici ve en fazla reform gerektiren kararları ne ölçüde uyguladığıyla ölçülür. Türkiye bakımından bugün tartışılması gereken soru, kaç dosyanın kapandığı değil; hangi dosyaların hâlâ kapanamadığıdır.