Demirhan ve Diğerleri Kararı: On Binlerce Kişinin Masumiyeti

image

22 Temmuz 2025’te verilen Demirhan ve Diğerleri v. Türkiye kararı, sadece 239 başvurucu için değil, Türkiye’de son on yılda yaşanan sistematik yargı ihlallerinin tümü için önemli bir milat niteliğindedir.
Bu karar, on binlerce insanın değil, bir toplumsal kesimin tamamının masumiyetine dair uluslararası bir tespit demek yanlış olmaz.

AİHM, yıllardır ceza mahkemeleri tarafından “terör örgütü üyeliği” kapsamında cezalandırılan insanların; örgütsel hiyerarşi, şiddet bağlantısı, suç kastı veya somut delil olmaksızın mahkûm edildiklerini ortaya koymuştur.
Mahkeme, bu dosyalardaki eylemlerin suç oluşturmadığını ve yargı pratiğinin hukuka değil, keyfîliğe dayandığını tescil etmiş oldu.

Bu karar, yıllardır milyonların zihninde yankılanan şu soruya verilen net cevaptır:

“Biz suçlu muyuz?”
Hayır. Bu karar, masumiyetin uluslararası düzeyde kabulüdür.

Artık mesele sadece 239 dosya değil; bu karar, Türkiye’deki binlerce benzer mahkûmiyetin hukuki zeminini çökerterek yargının önüne yeni bir sorumluluk koymaktadır:

Bu masumiyet tespitini duymak, anlamak ve gereğini yapmak.

1. Demirhan Kararının Tarihsel Önemi: Neden Bir Dönüm Noktası?

Demirhan ve Diğerleri kararı, yalnızca 239 kişinin davasının sonucu değildir; Türkiye’de son on yıldır devam eden sistematik bir yargı paradigmasının çöktüğünün uluslararası düzeyde tescilidir. Bu karar, hukuksuzluğun bireysel dosyalarda tesadüfen yaşanmadığını, tam tersine yapısal bir modele dönüştüğünü ortaya koymuştur.

AİHM, şu net tabloyu çizmiştir:

  • Suç olarak gösterilen eylemler, evrensel hukuk ölçütlerine göre suç değildir.
  • Mahkemeler somut delil aramamış, delilsizliği sistematik biçimde “delil” gibi kullanmıştır.
  • Örgüt üyeliği suçlaması, hukuki tanımından koparılmış ve keyfî biçimde genişletilmiştir.
  • Yargılama süreçleri, bağımsızlıktan uzak ve tek yönlü bir yaklaşım üzerine kurulmuştur.

Bu açıdan Demirhan kararı, bir hak ihlali tespiti olmanın ötesindedir:
Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yaratılan yargısal anlatının—yani “delilsiz terör” rejimini gösteren bir karardır.

Dahası, AİHM bu kararla şunu da açıkça göstermiştir:

Türkiye’deki mahkemelerin, terör yargılamalarında ortak bir yanlış pratiği vardır ve bu pratik yapısal bir sorundur.

Bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’ye dair verdiği en sert ve en kapsamlı sistem eleştirilerinden biridir.

İşte bu nedenle Demirhan kararı, bir mahkeme kararı olmanın çok ötesine geçer.
Bu karar, tarihe not düşülmüş bir gerçeklik düzeltmesidir.
Yıllardır “suçlu” damgası taşıyan insanlar için hukuk diliyle şunu söyleyen bir karardır:

“Sorun sizde değil; sorun sizi suçlu ilan eden sistemdedir.”

Bu nedenle bu karar önemli bir dönüm noktasıdır—hem hukuk için hem toplum için hem de tarihsel hafıza için.

2. AİHM Demirhan Kararında Ne Dedi ve Neden Dedi?

AİHM’in Demirhan kararında yaptığı temel şey, yıllardır Türkiye yargısının “terör davaları” olarak sunduğu dosyaların içini açıp gerçekte hiçbir delil olmadığını ortaya koymaktır. 

1) Suç olarak gösterilen eylemler suç değildir.

AİHM, Türkiye’nin mahkûmiyet gerekçesi yaptığı eylemleri tek tek inceledi:

  • Banka hesabı açmak veya para yatırmak,
  • Çocuğu bir okula göndermek,
  • Bir derneğe üye olmak,
  • Bir sendikaya aidat ödemek,
  • Gazete okumak,
  • Uygulama kullanmak,
  • Ya da sadece belli bir çevreyle irtibat kurmak…

Mahkemeye göre bu eylemler suç değil, aksine tamamen yasal ve meşru faaliyetlerdir.

2) Örgüt yoktur; oluşturulmuş bir kurgu vardır.

AİHM, Türkiye’nin ortaya koyduğu “örgütsel yapı” anlatısını incelediğinde, bu anlatının delillerle desteklenmediğini, çoğu zaman varsayımlara ve etiketlemelere dayandığını vurgulamıştır.

Mahkemeye göre:

  • Suç kastı hiçbir dosyada ortaya konulamamıştır.

Kısacası, mahkûmiyetler “örgüt” kelimesinin varlığına dayanmış, örgütün kendisi somut olarak gösterilememiştir.

3. 239 Kişi Üzerinden Kurulan Toplumsal Masumiyet

Demirhan kararı, sadece AİHM önüne gelen 239 başvurucunun adalet arayışının sonucu değildir.
Bu karar, Türkiye’de son on yılda suçsuzluğuna rağmen suçlu ilan edilen geniş bir toplumsal kesimin uluslararası düzeyde aklandığı karardır.

239 bir sayı değildir. 239, bir toplumun yıllardır sırtına yüklenen “örgüt üyesi” yaftasının çöktüğü andır.

AİHM’in bu kararda ortaya koyduğu gerçek şudur:

“Bu insanlar suç işlemedi. Bu insanlar terörist değil. Bu insanlar haksız yere mahkûm edildi.”

Bu tespit, 239 kişiyle sınırlı tutulamaz. Çünkü bu insanların mahkûm edildiği dosyalar, Türkiye’nin dört bir yanında binlerce insana uygulanan aynı “şablon yargılamanın” ürünüdür.
Herkes aynı suçlamalarla, aynı delilsizlikle, aynı anlatıyla mahkûm edildi:

  • Okula gönderen,
  • Bankaya para yatıran,
  • Dernekte görev alan,
  • Gazete okuyan,
  • Uygulama kullanan,
  • Tanıdıklarından dolayı takibata uğrayan…

Yani kararın altında aslında şu mesaj vardır:

“Türkiye yüzlerce değil, binlerce kişiyi delilsiz biçimde suçladı.”

Bu nedenle Demirhan kararı sadece 239 kişinin değil, o 239 kişinin temsil ettiği binlerce insanın masumiyetini hukuki kayda geçirmiştir.

Toplumsal Hafıza İçin Bir Kırılma

Bu karar, Türkiye’de uzun yıllardır canlı tutulan “herkes suçlu olabilir” korkusuna karşı güçlü bir karşılık üretmiştir:

“Herkes suçlu değilmiş.
Herkes terörist değilmiş.
Bir kesime biçilen suç, hukuken suç değilmiş.”

Bu cümle, sadece bir hukuki tespit değildir; toplumsal hafızayı dönüştüren bir tespittir.
Yıllardır “acaba ben mi hatalıyım?”, “biz mi yanlış yaptık?” sorularıyla yaşayan insanların zihnindeki belirsizlik ilk kez net bir yanıt bulmuştur.

Demirhan kararı, bir toplumun yıllardır yüklediği suçlamayı tersine çevirmiştir.
Toplum ilk kez şunu duydu:

“Siz değil, sizi suçlayan sistem yanlıştı.”

239 kişinin aklanması, toplumun yüzüne tutulan aynadır.

Bu karar, Türkiye’nin kendisiyle yüzleşmesi için bir fırsattır.
Bir devletin, yıllarca bir kesimi “tehlikeli”, “suçlu”, “örgüt üyesi” diye işaretlemesinin aslında hukuki zemini olmadığını ortaya koyan bir aynadır.

Ve bu ayna bize şunu gösteriyor:

Gerçek suç, bu insanları yıllarca suçlu gibi göstermekmiş.

4. Bu Karardan Sonra Mahkemelerin Yapmak Zorunda Oldukları

Demirhan kararı, sadece geçmiş bir ihlali tespit etmekle kalmamış, Türkiye’deki mahkemelere, savcılıklara ve yüksek yargıya doğrudan bir ödev yüklemiştir.
Artık hiçbir hâkim, hiçbir savcı, hiçbir mahkeme şu gerçeği göz ardı ederek karar vermemeli:

AİHM, bu suçlamaların hukuki olmadığını ve binlerce kişinin haksız yere mahkûm edildiğini tespit etmiştir.

Bu tespit, uygulamada şu yükümlülükleri beraberinde getirir:

1) Tüm benzer dosyalar için yeniden yargılama ve beraat zorunluluğu

239 kişi için yapılan tespit, bireysel değil yapısal bir tespittir.
Bu nedenle mahkemeler, aynı şablonla açılmış tüm davalarda:

  • Yeniden yargılama taleplerini kabul etmek,
  • Delilsiz mahkûmiyetleri iptal etmek,
  • Suç oluşturmayan eylemleri suç saymaktan vazgeçmek zorundadır.

Bu, hukukun değil, AİHM kararının gereğidir.

2) Tutuklu dosyalar için derhal tahliye

AİHM’in “bu eylemler suç değildir” tespiti, hâlen bu tür davalardan tutuklu olan herkes için tutuklama nedeninin ortadan kalktığı anlamına gelir.

Tutuklama, hukuken ancak bir suç şüphesi varsa mümkündür.
AİHM, bu dosyalarda “suç olgusunun bulunmadığını” söylemiştir.

Dolayısıyla hâlâ tutuklu olan herkes için yapılması gereken nettir:

Derhal tahliye.

3) Savcıların iddianame pratiğini değiştirme yükümlülüğü

AİHM kararından sonra savcılar:

  • Bankaya para yatırmayı,
  • Bir okula gitmeyi,
  • Bir uygulama kullanmayı,
  • Dernek, sendika, gazete gibi yasal yapılarla ilişkileri,

terör delili olarak kullanamaz.

Bu unsurlara dayanarak iddianame düzenlemek, AİHM kararına açık aykırılıktır ve açık bir hak ihlali anlamına gelir.

4) Yargıtay ve istinafın içtihadını değiştirmesi zorunludur

Bu karar, yüksek yargının bugüne kadar benimsediği genişletilmiş örgüt üyeliği anlayışını çöpe çevirmiştir.

Artık Yargıtay şu sorumlulukla karşı karşıyadır:

  • Demirhan kararını içtihatlarına yansıtmak,
  • “Soyut terör üyeliği” kavramını terk etmek,
  • Delilsiz mahkûmiyetleri onamaktan vazgeçmek.

Yargıtay’ın bu karara rağmen aynı içtihadı sürdürmesi, uluslararası hukuka açık aykırılık oluşturur.

5) Mahkemelerin gerekçeli kararlarında bu karara atıf yapması gerekir

Demirhan kararı, Türkiye’deki mahkemeler için bağlayıcı bir “üst norm” niteliğindedir.
Dolayısıyla hâkimler, benzer dosyalarda artık bir tercih hakkına sahip değildir; kararlarını bu emsal doğrultusunda kurmak zorundadır.

Her beraat kararında, her yeniden yargılamada, her tahliye kararında şu cümlenin yer alması beklenir:

“AİHM’in Demirhan ve Diğerleri kararında ortaya koyduğu gibi, isnat edilen eylemler suç oluşturmamaktadır.”

Bu hukukun gereğidir.

Bu kararın gereğini yapmak, “talep edilebilir bir iyilik” değil, devletin uluslararası yükümlülüğüdür.
Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi bir devlettir ve AİHM kararlarını uygulamak zorundadır.

Mahkemeler bu kararı yok sayamaz. Savcılar bu karara rağmen iddianame düzenleyemez.
Yüksek yargı bu kararı görmezden gelemez.

Bu karar, artık yargının ezberini değiştiren bir kırılma olmalıdır.

5. Bu Karara Rağmen Susmak: Masumiyete İhanet Etmek

Demirhan kararı, Türkiye’de son on yılda kurulan devasa bir hukuksuzluk düzeninin uluslararası mahkemede çöktüğünün ilanıdır. Böyle bir karar karşısında susmak; görmezden gelmek; “239 kişilik bir karar” diyerek küçültmek; “bizi bağlamaz” diyerek yok saymak artık bir cehalet değil, ahlaki bir tercihtir.

Bu tercih, masumiyete karşı işlenmiş bir ihanet olur. Çünkü:

AİHM bu kararla sadece hak ihlalini değil, masumiyeti tespit etti.
Bu masumiyet tespiti, yıllardır suçlu ilan edilen bir toplumun üzerindeki en ağır damgayı kaldırıyor.

Kararı Küçük Gösteren Her Söz, Karanlığı Besler

Bugün bazı çevreler bu tarihi kararı “tekil bir dosya”, “sınırlı bir ihlal”, “önemsiz bir tespit” gibi göstermeye çalışıyor.
Bu, yalnızca hukuki bir çarpıtma değildir; aynı zamanda politik bir manipülasyondur.

Çünkü kararın kapsamı açıktır:

  • Delilsiz terör yargılamalarının tamamını kapsar,
  • Şablon suçlamaların tamamını geçersiz kılar,
  • Binlerce insanın kaderini etkiler.

Bunu küçültmek isteyenler şunu çok iyi bilir:

Bu karar duyuldukça, toplum gerçeği daha açık görecek; gerçeği gördükçe sistematik hukuksuzluğun sürdürülebilirliği çökecektir.

Masumiyeti Anlatmak Hepimizin Görevidir

Demirhan kararı sadece bir mahkeme belgesi değildir; bir hakikat metnidir.
Bu hakikat, mahkeme salonlarında, üniversitelerde, barolarda, gazetelerde, sosyal medyada, köy kahvelerinde bile konuşulmadıkça hakkını bulmaz.

Bu kararın gereğini savunmak:

  • Hukukun tarafında durmaktır,
  • Masumiyetin şerefini korumaktır,
  • Tarihe yazılmış bir adaletsizlikle mücadele etmektir,
  • Ve en önemlisi, toplumun onurunu iade etmektir.

Susmak ise tüm bunlara sırt çevirmektir.

6. Bu Karar, Geçmişin Değil, Bugünün Değişme Yükümlülüğüdür

Demirhan kararı, yalnızca geçmişte yaşanan bir adaletsizliğin tespiti değildir.
Bu karar, bugünü ve geleceği değiştirme sorumluluğunu bütün bir yargı sisteminin omuzlarına bırakan tarihi bir dönüm noktasıdır.

AİHM, bu kararla aslında şunu söyledi:

“Türkiye, yıllardır masum insanları suçlu gibi gösteren bir adalet düzeni işletiyor.”

Bu cümle, yalnızca geçmişte yapılan hataların not düşülmesi değildir; sistemin yarın nasıl davranması gerektiğinin hukuki çerçevesidir.
Artık hiçbir mahkeme, hiçbir savcı, hiçbir hâkim bu kararı görmezden gelerek yoluna devam edemez.

Bu Kararın Uygulanması, Adaletin Yeniden İnşası İçin Zorunludur

Demirhan kararı uygulandığında sonuç nettir:

  • Binlerce insan beraat eder,
  • Tutuklu dosyalar çöker,
  • Delilsiz suçlamalar tarihe karışır,
  • Yargı toplumun güvenini kısmen de olsa geri kazanır.

Uygulanmadığında da sonuç nettir:

  • İhlaller zinciri devam eder,
  • Türkiye uluslararası yükümlülüklerini ihlal eder,
  • Yargıya olan toplumsal güven daha da derin bir çukura gömülür.

Bu karar, tercihe bağlı bir öneri değil; bir hukuki zorunluluktur.

Bu Karar, Masumiyetin Kayıt Altına Alınmasıdır

Demirhan kararı, bir toplumun sırtına vurulan en ağır damgalardan birini kaldıran bir metindir.
Bu karar, yıllardır “terörist” denilen binlerce insanın aslında sadece hayatını sürdüren, çalışan, okuyan, evladına bakan, bankada hesap açan, çocuğunu okula gönderen, yasal bir derneğe üye olan sıradan insanlar olduğunu tescil eden karardır.

Bu karar şunu söylüyor:

“Sorun sizde değildi.
Sizi suçlayan sistem yanlıştı.”

Son Söz: Bu Kararı Anlatmak, Bu Ülkenin Vicdanını Onarmaktır

Bugün hepimize düşen görev nettir:

  • Bu kararı anlatmak,
  • Bu kararın önemini büyütmek,
  • Mahkemelerin ve savcıların gereğini yapmasını talep etmek,
  • Masumiyetin uluslararası düzeyde tescil edildiğini herkese hatırlatmaktır.

Demirhan kararı, yalnızca bir mahkeme kararı değildir;
bir toplumun yıllardır yankılanan “Biz suçlu muyduk?” sorusuna verilen büyük bir cevaptır.

Ve bu cevabın hakkını vermek, hepimizin sorumluluğudur.