Brüksel Hukuk Merkezi Raporu: “Bireylere Yönelik Mülkiyet Hakkı İhlalleri Sistematik Bir Uygulama Setine Dönüştü”

image

 

Brüksel Hukuk Merkezi raporu: “Bireylere yönelik mülkiyet hakkı ihlalleri sistematik bir uygulama setine dönüştü”

Brüksel Hukuk Merkezi (BHM), Ocak 2026 tarihli “Türkiye’de Artan Mülkiyet Hakkı İhlalleri – Bireylere Yönelik Mülkiyet Hakkı İhlalleri” (Rapor No: 2) başlıklı çalışmasında, 2014 sonrası dönemde ivmelenen uygulamalarla gerçek kişilerin mülkiyet hakkına dönük müdahalelerin münferit değil, birbirini besleyen ve kurumsallaşan bir bütün oluşturduğunu belirtiyor.

Rapora göre ihlaller; şahsi malvarlığı müsadereleri, bankacılık ve sigortacılık hizmetlerine erişimin engellenmesi, suç teşkil etmeyen fiillerin cezai/ekonomik yaptırımlara dayanak yapılması, üçüncü kişilerin fiilî el koyma ve yağmalama eylemleri ve yerel ölçekte küçük işletmelere tekrar eden kayyum atamaları gibi başlıklarda yoğunlaşıyor.

“Şirketlerle sınırlı değil, bireylerin şahsi malvarlığına uzandı”

BHM, kayyum uygulamasının dayanağı olarak CMK m.133’ü hatırlatırken, 2016’da 674 sayılı OHAL KHK’sıyla CMK m.128’de yapılan değişiklik sonrası el konulan taşınmaz/hak/alacakların idaresi için kayyım atanmasının önünün açıldığını vurguluyor. Bu çerçevenin, rapora göre, şirket ortaklarının şahsi malvarlığına kadar genişletildiği ifade ediliyor.

Raporda örnek vaka olarak Kaynak Holding süreci ve bu kapsamda İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 23 Aralık 2024 tarihli kararı aktarılıyor; kararla bazı şirketlerin yanı sıra aile fertlerinin şahsi malvarlıkları hakkında da müsadere kararı verildiği belirtiliyor.

Bankacılık ve sigortada “statü temelli dışlama” iddiası

Rapor, OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar sonrası yüz binlerce kişinin doğrudan/dolaylı biçimde işini kaybettiğini; bu kişilerin KHK statüsü gerekçe gösterilerek farklı alanlarda fiilî kısıtlama ve dışlanmaya maruz kaldığını öne sürüyor.

Çalışmada, bankaların KHK ile ihraç edilen kişilere hesap açmaması (ör. Manisa’da bir hekimin maaş hesabı talebinin reddi ve şikâyet süreçlerinin sonuçsuz kalması) ve hesaplara idari bloke/işlem kısıtı konulması gibi örnekler yer alıyor.

Sigorta alanında ise bir trafik kazası sonrası tazminatın “KHK’lı” statüsü gerekçesiyle geciktirildiği/başta ödenmediği belirtilen bir örnek dosyaya dahil ediliyor.

“Suç olmayan fiiller” ve “aynı işyerinde çalışma” üzerinden soruşturma eleştirisi

BHM raporu, şiddet/eylem bağlantısı somutlaştırılmayan davranışların (sendika/dernek üyeliği, rutin bankacılık işlemleri, yardım faaliyetleri, istihdam ilişkileri gibi) örgüt üyeliği/terörizmin finansmanı şüphesi ile ilişkilendirilmesinin, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleri açısından ciddi sorunlar doğurduğunu savunuyor.

Bu başlık altında, aynı şirkette KHK statüsüne sahip kişilerin çalışmasının soruşturmalarda emare olarak kullanıldığı ve bir soruşturmada çok sayıda gözaltı gerçekleştiğine ilişkin örnek de raporda yer buluyor.

“Üçüncü kişilerce fiilî el koyma/yağma” ve “cezasızlık” vurgusu

Raporda, devletin yalnızca “müdahale etmeme” değil, aynı zamanda koruma ve etkili soruşturma gibi pozitif yükümlülüklerini de yerine getirmediği iddiası öne çıkarılıyor. Bu bölümde, sahte belgelerle konuta “çökme” iddiası ve konutun saldırıya uğrayıp yağmalanması gibi vakalar aktarılıyor; raporda ayrıca bu tür yağmalama örneklerine ilişkin görsellere de yer veriliyor (ör. ilgili sayfadaki fotoğraflar).

Hukuki çerçeve: Anayasa ve AİHS’e aykırılık iddiası

BHM, tespit edilen uygulamaların Anayasa’nın 13, 35 ve 48. maddeleri ile AİHS Ek Protokol 1 Madde 1 kapsamında yer alan kanunilik, ölçülülük ve adil denge ilkeleriyle çeliştiğini değerlendiriyor.

Raporun öne çıkan önerileri

Rapor, çözüm için şu başlıklarda acil adım çağrısı yapıyor:

  • Kayyum/el koyma/müsadere rejiminin daraltılması; nihai karar olmadan satış ve kalıcı devrin sonlandırılması,
  • Bankacılık ve sigortacılıkta KHK statüsüne dayalı fiilî yasakların kaldırılması; düzenleyici kurumların resen denetim-yaptırım işletmesi,
  • Suç olmayan fiillerin örgüt üyeliği/finansmanı şüphesine dayanak yapılmasına son verilmesi,
  • Yağma/fiilî el koyma vakalarında etkili soruşturma ve cezasızlık algısının giderilmesi,
  • Mülkiyet ihlalleri için bağımsız ve etkili bir başvuru-tazmin mekanizması kurulması ve AİHM içtihadının yapısal reform doğuracak şekilde uygulanması.