Brüksel Hukuk Merkezi (BHM), “Türkiye’de Gizli Tanıklık Üzerine Kurulan Keyfî Soruşturmalar” başlıklı raporunda, 6 Mayıs 2025’te Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan ve 47 ilde eş zamanlı gözaltı-arama kararlarıyla yürütülen süreci inceledi. Rapora göre soruşturma kapsamında büyük çoğunluğu 18–25 yaş arası üniversite öğrencilerinden oluşan yüzlerce kişi, “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla soruşturma dosyalarına dahil edildi.
Rapor, operasyonun hedef kitlesinin dikkat çekici biçimde homojen olduğuna işaret ederek, “aidiyet varsayımları”, aile bağları ve gündelik yaşam pratikleri üzerinden suç şüphesi üretildiği değerlendirmesini yapıyor. Soruşturmalarda yurt dışı seyahatler, değişim programları veya turistik ziyaretler gibi olağan faaliyetler; ayrıca küçük meblağlı para transferleri gibi sıradan finansal işlemler, suçlama mantığı içinde “örgütsel bağ” göstergesi gibi yorumlanıyor.
Gizli tanık “tanık” olmaktan çıkıp delil sağlayıcıya mı dönüştü?
Raporun merkezinde, dosyalarda gizli tanık beyanlarının ve gizli tanık üzerinden getirilen dijital içeriklerin belirleyici delil haline gelmesi iddiası yer alıyor. İncelemeye göre, “AXW1474A05” kod adlı gizli tanığın 5 Kasım 2024’te verdiği ifade sonrasında, elinde bulunduğunu söylediği bir flash bellek kolluğa teslim edildi; bu materyal için yalnızca sonradan “export” işlemi yapıldığı, ancak kayıtların nasıl, nerede, ne zaman, hangi cihazla alındığına ilişkin temel bilgilerin dosyada bulunmadığı belirtiliyor. Aynı gizli tanığın 3 Ocak 2025’te 86 ses kaydı içerdiği bildirilen ikinci bir bellek daha verdiği; bu kayıtların da yine “export” edilerek çözümlendiği aktarılıyor.
BHM, bu yöntemin “sonradan meşrulaştırma” riskini doğurduğunu, hukuka aykırı elde edilen delilin sonradan hukuka uygun hale getirilemeyeceği ilkesinin ise hem Anayasa hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açık biçimde düzenlendiğini vurguluyor. Raporda ayrıca dijital deliller açısından zincirleme güvenlik (chain of custody) gerekliliğine dikkat çekilerek, materyalin muhafazası, bütünlüğü, cihaz kimlikleri ve zaman damgaları gibi unsurların belirsizliğinin delilin güvenilirliğini zayıflattığı ifade ediliyor.
Usul güvenceleri: Avukata erişim ve dosya kısıtı eleştirisi
Rapor, operasyonların hemen ardından ilk 24 saatte avukatla görüşme yasağı, dosyalara getirilen kısıtlama/gizlilik kararları, ailelerin bilgiye erişimde yaşadığı güçlükler ve bazı ifade süreçlerinde avukatların dışarı çıkarıldığı iddialarını da “usul sorunları” başlığı altında değerlendiriyor.
“Aynı havuzdan çıkan dosyalarda farklı sonuçlar”
BHM, Gaziantep merkezli soruşturma sonrası çok sayıda iddianamenin 60’tan fazla ile gönderildiğini; birçok ilde yargılamaların sürdüğünü, bazı yerlerde beraat kararları verilirken bazı dosyalarda hapis cezaları açıklandığını ve halen tutuklu sanıklar bulunduğunu kaydediyor. Rapora göre bu tablo, delilin elde edilişi ve tutuklama tedbirinin uygulanması bakımından “sistematik hukuki risk” tartışmalarını derinleştiriyor.
Öneriler
Raporda; gizli tanıklığın istisnai niteliğine geri döndürülmesi, hukuka aykırı dijital delillerin dışlanması, isnatların kişi özelinde somut fiillere dayandırılması, tutuklamanın istisna olması, savunma haklarının etkin korunması ve bağımsız teknik incelemeler yapılması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca üniversiteler ve sivil toplumun, gençlerin eğitim hakkı ve temel özgürlüklerini korumaya dönük daha güçlü bir izleme ve destek rolü üstlenmesi çağrısı yapılıyor.



