AİHM: “Şüphe” ile işten çıkarma denetlenebilir olmalı. OHAL gerekçesizliği meşrulaştırmaz
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 3 Şubat 2026 tarihli Kandemir / Türkiye kararında, olağanüstü hâl sonrası güvenlik gerekçeleriyle yapılan işten çıkarmalarda dahi yargısal denetimin “gerçek ve bireyselleştirilmiş” olması gerektiğini vurguladı. Mahkeme, Mehmet Kandemir’in iş sözleşmesinin “şüphe” gerekçesiyle feshedilmesi sonrasında yürütülen yargılamada, yerel mahkemelerin somut olguları ortaya koymadan ve kişisel bağlantıyı gerekçelendirmeden feshi onaylamasını AİHS m.6/1 (adil yargılanma hakkı – medeni boyut) ihlali saydı.
Olayın arka planı: Güvenlik hassasiyeti yüksek kurum, toplu fesih, “şüphe” dili
Başvurucu, TÜBİTAK bünyesinde, bilgi güvenliği ve ileri bilişim alanında faaliyet yürüten BİLGEM’de (kurumun anlatımıyla “milli güvenlik açısından hassas” projeler) çalışıyordu. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası dönemde, aynı kurumda 106 kişinin sözleşmelerinin güvenlik gerekçeleriyle feshedilmesi gündeme geldi; başvurucunun sözleşmesi de 31 Ağustos 2016’da, “ülkenin içinde bulunduğu istisnai durum ve güvenlik endişeleri nedeniyle hakkınızda şüphe oluştuğu” ifadeleriyle sona erdirildi.
Başvurucu, feshin açık ve somut gerekçe içermediğini, kendisi hakkında bireysel bir isnat/olgu ortaya konmadığını ve iş hukukunda “şüphe feshinin” ancak ciddi, somut ve objektif emarelerle mümkün olabileceğini savunarak işe iade davası açtı.
Türkiye’de yargı süreci: “somut fiil yok ama kurum stratejik; şüphe yeter”
İlk derece mahkemesi olan Gebze İş Mahkemesi, başvurucuya somut bir fiil isnat edilmediğini açıkça not etmekle birlikte; kurumun stratejik niteliği, darbe sonrası koşullar ve kurum içindeki bazı üçüncü kişiler hakkında yürüyen soruşturmaları gerekçe göstererek feshin “geçerli nedene” dayandığını kabul etti. Ardından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay çizgiyi büyük ölçüde sürdürdü; Anayasa Mahkemesi ise başvuruyu “açıkça dayanaktan yoksun” bularak reddetti.
Bu arada başvurucu, fesih “haklı neden” sayılmadığı için kıdem/ihbar benzeri tazminat başvurusu yaptı ve 2018’de ödeme aldı; Hükümet bunu “mağdur sıfatı yok / başvuruyu kötüye kullanma” iddialarına dayanak yaptı. AİHM bu ön itirazları kabul etmedi.
AİHM’in kritik tespiti: “Ulusal güvenlik hassasiyeti, yargısal denetimi ortadan kaldırmaz”
Mahkeme, devletin ulusal güvenlik kaygılarını “anlaşılır” bulmakla birlikte çok net bir sınır çizdi:
- Hassas kurumlarda “en küçük şüpheye dahi tolerans gösterilmeyebileceği” kabul edilse bile,
- Bu durum, mahkemelerin “etkili denetim” yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
- Yargısal denetim, keyfiliği önlemek ve bireyselleştirilmiş değerlendirme sağlamak için zorunludur.
AİHM’e göre, başvurucunun dosyasında tartışmanın “kalbi” şüphenin dayanağı idi. Ancak iç hukuk mahkemeleri, işverenin ispat yükünü gerçek anlamda işleterek:
- şüphenin başvurucuya kişisel olarak nasıl yöneldiğini,
- üçüncü kişiler hakkındaki ceza süreçleri veya işe alım prosedürlerindeki idari usulsüzlüklerin tek başına nasıl “başvurucu aleyhine şüphe” ürettiğini,
- bu şüphenin “güven ilişkisini” hangi somut mekanizma ile çökerttiğini
gerekçeli biçimde ortaya koymadı.
Sonuç: AİHS m.6/1 ihlali (yargısal denetimin etkisizliği ve gerekçelendirme yetersizliği).
OHAL “kalkanı” işlemedi: AİHS m.15 bu dosyada gerekçe olamadı
Hükümet, OHAL dönemindeki derogasyona (AİHS m.15) dayanarak daha esnek bir denetim yaklaşımı savundu. AİHM ise, daha önceki içtihadına paralel biçimde, OHAL KHK’sının mahkemelerin denetim yapmasını yasaklamadığını; ayrıca yerel mahkemelerin de OHAL’i “tam incelemeye engel” olarak göstermediklerini belirterek m.15’in burada ihlali mazur göstermediğini kaydetti.
Tazminat: “İhlal tespiti yeter” yeniden yargılama yolu işaret edildi
Mahkeme, başvurucunun maddi/manevi tazminat taleplerini kabul etmedi:
- Maddi zarar ile ihlal arasında doğrudan illiyet görmedi.
- Manevi zarar bakımından da “ihlalin tespiti”ni yeterli adil tatmin saydı.
Bununla birlikte AİHM, Türk hukukunda AİHM ihlal kararı sonrası yargılamanın yenilenmesi imkânına işaret etti (HMK m.375/1-i). Pratikte bu, benzer dosyalarda en azından “dosyayı yeniden açtırma” argümanını güçlendirir.
Kararın insan hakları bakımından anlamı: “Gerekçeli karar, keyfiliğe karşı sigorta”
Bu kararın anlamı son derece güçlü:
- “Şüphe” tek başına bir sonuç değildir; denetlenebilir bir olguya dayanmalıdır.
- Yargı, “ülke koşulları” gibi genel cümlelerle bireyi görünmez kılamaz.
- Ulusal güvenlik hassasiyeti, “gerekçesizliği” ve “bireyselleştirme eksikliğini” meşru kılmaz; aksine, sonuçları ağır olduğunda denetim standardı yükselir.



