Gaziantep Merkezli Operasyon Raporu: “Algı Yönetimi” için 272 Gözaltı, 77 Tutuklama
Brüksel Hukuk Merkezi tarafından yayımlanan “Türkiye’de Terörle Mücadelenin Kötüye Kullanımı” başlıklı rapor, 6 Mayıs 2025 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda 47 ilde yürütülen operasyonu inceliyor. Rapora göre operasyon kapsamında en az 272 kişi gözaltına alındı; bunların 77’si tutuklandı, 125 kişi adli kontrolle, 74 kişi ise doğrudan serbest bırakıldı. Gözaltına alınanların çoğunluğunu üniversite öğrencileri oluşturuyor.
“Somut suç” yerine “algı” hedefi mi?
Raporun merkezine aldığı husus, operasyonun dayanağı olarak aktarılan polis fezlekesinde soruşturmanın hedefinin “somut bir suçun ortaya çıkarılması”ndan ziyade kamuoyunda ‘örgütün bittiği/yavaşladığı’ algısını değiştirme olarak ifade edilmekte. Rapora göre bu tür bir hedef, ceza soruşturmasının klasik meşru amacından (somut fiil–somut delil–adil yargılama) sapma anlamına gelir; yargı ve kolluk faaliyetinin siyasal iletişim/psikolojik üstünlük kurma işlevine kaydığı izlenimini doğurur.
Masumiyet karinesi ve “peşin suçluluk” riski
Raporda, henüz haklarında mahkûmiyet kararı bulunmayan kişilerin kamuoyu önünde “örgüt üyesi/finansman sağlayıcı” gibi ifadelerle sunulmasının, masumiyet karinesini (AİHS m.6/2’nin) zedelediği; soruşturmanın meşruiyeti üzerinde telafisi güç bir gölge oluşturduğu belirtiliyor. Bu yaklaşımın, yargılama makamları üzerinde dolaylı baskı üretme ve “peşin cezalandırma” etkisi doğurma tehlikesi taşıdığı vurgulanıyor.
Sosyal ilişkilerin suç deliline dönüştürülmesi iddiası
Rapor, öğrencilerin aynı evde kalması, arkadaş çevresi, yurt/okul geçmişi, sosyal çevre benzerliği gibi olguların “örgütsel aidiyet” göstergesi gibi kurgulanmasını, kanunilik (AİHS m.7) ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından problemli buluyor. Bu tür “genel ve muğlak” bağların suç isnadının çekirdeği haline gelmesinin, suçun maddi unsurunu belirsizleştirdiği; cezalandırmanın fiilden koparak “ilişki/ağ” mantığına kaydığı ifade ediliyor.
Dijital inceleme: “genel tarama” yasağı ve özel hayat
Rapora göre, öğrencilerin cihazlarında bulunan mesajlaşmalar, rehber kayıtları, notlar, PDF’ler ve eski görsellerin geniş ölçekte “örgütsel veri” olarak değerlendirilmesi; dijital incelemenin belirli şüphe ve sınırlı amaç kriterlerinden koparak genel tarama niteliği kazanması riskini doğuruyor. Bu durumun özel hayat ve haberleşmenin gizliliği (AİHS m.8) açısından “yasallık–meşru amaç–gereklilik/orantılılık” testlerini karşılamadığı ileri sürülüyor.
Tutuklama pratiği: somut gerekçe standardı ve keyfilik tartışması
Raporda, tutuklama kararlarında kuvvetli suç şüphesini somutlaştıran olgu setinin ve kaçma/karartma gibi gerekçelerin kalıp ifadelerle geçiştirildiği; bu nedenle tutuklamanın “önlem” olmaktan çıkıp fiilî peşin cezaya dönüşme tehlikesi taşıdığı belirtiliyor. Ayrıca tutuklama kararlarının tek bir sulh ceza hâkimliği tarafından verilmiş olmasının bağımsızlık ve tarafsızlık algısına zarar verdiği değerlendirmesi yapılıyor.
AİHS bakımından çerçeve: m.5, m.6, m.7, m.8, m.10–11 ve m.18
Rapor, olguları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirerek özellikle özgürlük ve güvenlik (m.5), adil yargılanma (m.6), kanunilik (m.7), özel hayat (m.8) ile ifade ve örgütlenme özgürlükleri (m.10–11) yönünden ihlal risklerini sıralıyor. En kritik tartışma ise rapora göre AİHS m.18: yani sınırlamaların sözleşmede öngörülen amaçlar dışında, “algı yönetimi/siyasal hedef” gibi yan amaçlarla uygulanması iddiası.
Öneriler: mevzuat, yargı pratiği ve uluslararası izleme
Raporda; terör mevzuatı ve örgüt üyeliği suç tipinin daha belirli–öngörülebilir hale getirilmesi, dijital delil rejiminde sınırlı amaç ve orantılılık güvencelerinin güçlendirilmesi, tutuklamada gerekçelendirme standardının yükseltilmesi gibi öneriler yer alıyor. Ayrıca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, BM Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu gibi uluslararası mekanizmalara daha görünür izleme ve raporlama çağrısı yapılıyor.



