Yasak/Türkiye Kararı Işığında Cemaat Davaları

image

Giriş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı, 15 Temmuz sonrası yürütülen silahlı terör örgütü üyeliği yargılamaları bakımından son derece önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Karar, yalnızca başvurucu Şaban Yasak’ın mahkûmiyetine ilişkin bireysel bir değerlendirme olmayıp, genel olarak ceza sorumluluğuna esas alınacak delillerin hangi sınırlar içerisinde olması gerektiğinde dair Sözleşme standardı ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda karar; “ilişki”, “irtibat”, “iltisak”, “geçmiş temas”, “eğitim yapılanması içinde görev alma”, “tanık beyanı”, “Bank Asya işlemi”, “HTS kaydı” ve benzeri olguların tek başına veya birlikte değerlendirilmesi halinde dahi, mahkûmiyet için yeterli olup olmayacağı sorusuna cevap vermektedir. AİHM’nin bu konudaki temel yaklaşımı, ceza sorumluluğunun kolektif varsayımlar veya ilişki yoluyla suçluluk anlayışı üzerine kurulamayacağı yönündedir.

Kararın Konusu ve İncelenen Haklar

Başvuru, başvurucunun Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûm edilmesi ile Çorum Cezaevi’ndeki tutukluluk ve cezaevi koşullarına ilişkindir. Büyük Daire, başvuruyu esas olarak iki hak bakımından incelemiştir: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde güvence altına alınan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi ile 3. maddesinde güvence altına alınan insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı.

Mahkeme, 11’e karşı 6 oyla Sözleşme’nin 7. maddesinin; 9’a karşı 8 oyla da Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Silahlı Terör Örgütü Üyeliğinde Mens Rea Unsuru

Kararın merkezinde, suçun manevi unsuru, yani mens rea bulunmaktadır. AİHM’ye göre silahlı terör örgütü üyeliği gibi ağır bir suç isnadında, kişinin yalnızca belirli bir çevrede bulunması, bazı kişilerle temas kurması, geçmişte eğitim yapılanması içinde faaliyetlerde bulunması veya tanıklar tarafından belirli unvanlarla anılması yeterli değildir.

Ceza mahkemeleri, kişinin örgütün şiddet içeren amaç ve yöntemlerini bildiğini, bu amaçlara bilerek ve isteyerek katıldığını ve üyelik iradesini süreklilik arz edecek biçimde ortaya koyduğunu somut, bireyselleştirilmiş ve bağlama uygun gerekçelerle açıklamak zorundadır. Başka bir ifadeyle, yalnızca suçun maddi unsurlarının değil, manevi unsurunun da açık biçimde ortaya konulması gerekir.

Aksi halde mahkûmiyet, şahsi kusur ilkesinden kopar ve Sözleşme’nin 7. maddesinde güvence altına alınan kanunilik, öngörülebilirlik ve bireysel ceza sorumluluğu ilkeleri ihlal edilmiş olur.

Delillerin Varlığı ile Suçun Unsurlarının İspatı Arasındaki Fark

Yasak/Türkiye kararının en dikkat çekici yönlerinden biri, AİHM’nin “delil var mı?” sorusuyla yetinmemesidir. Mahkeme, daha ileri giderek şu soruyu sormuştur: Mevcut deliller, başvurucunun suçun manevi unsuruna sahip olduğunu gerçekten ispatlamakta mıdır?

Başvurucunun mahkûmiyetinde yerel mahkemeler; eğitim yapılanması içinde bazı roller üstlendiği, bazı tanıkların onu “BTM/BBTM” gibi görevlerle ilişkilendirdiği, HTS kayıtlarında bağlantılar bulunduğu, Bank Asya işlemleri ve sosyal güvenlik kayıtlarının mevcut olduğu gibi unsurlara dayanmıştır. Ancak AİHM’ye göre sorun, bu delillerin varlığı değil; bu delillerden hareketle başvurucunun örgütün terör niteliğini bildiği, şiddet amaçlarını benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek üye olduğu sonucuna nasıl ulaşıldığının açıklanmamış olmasıdır.

Bu nedenle AİHM, yerel mahkemelerin delilleri sıralamakla yetinemeyeceğini, her bir delilin suçun maddi ve manevi unsurlarını nasıl ispatladığını açıkça göstermesi gerektiğini vurgulamıştır.

Yalçınkaya Kararının Devamı ve Genişletilmiş Uygulaması

Yasak/Türkiye kararı, bu yönüyle Yalçınkaya/Türkiye kararının devamı ve genişletilmiş uygulaması niteliğindedir. Yalçınkaya kararında ByLock kullanımı, Bank Asya işlemleri, sendika ve dernek üyelikleri gibi delillerin otomatik suçluluk sonucuna götürülmesi ihlal nedeni sayılmıştı. Yasak kararında ise ByLock merkezli olmayan, daha çok tanık anlatımları, eğitim yapılanması iddiaları, HTS kayıtları ve mali/sosyal kayıtlar üzerinden kurulan bir mahkûmiyet incelenmiştir.

Büyük Daire’ye göre delil çeşitliliğinin fazla olması, temel sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Mahkûmiyet, suçun tüm unsurları bireyselleştirilmiş biçimde ortaya konulmadan kurulamaz. Bu nedenle farklı delillerin birlikte bulunması dahi, mens rea unsurunun somutlaştırılması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Zaman Unsuru ve Geriye Dönük Suçlama Sorunu

AİHM, yerel mahkemelerin başvurucunun bazı geçmiş faaliyetlerini, yapının daha sonra terör örgütü olarak nitelendirilmiş olmasından hareketle geriye dönük biçimde cezalandırma gerekçesine dönüştürdüğünü tespit etmiştir.

Oysa ceza hukuku bakımından belirleyici olan, kişinin iddia edilen faaliyetleri gerçekleştirdiği tarihte ne bildiği, hangi kastla hareket ettiği, örgütün hangi niteliğinden haberdar olduğu ve buna rağmen hangi somut katkıyı sunduğudur. Sonradan yapılan terör örgütü nitelendirmesi, geçmişteki her temas veya faaliyeti otomatik olarak suç haline getiremez.

Bu tespit, özellikle 2013 öncesi veya 2016 öncesi sosyal, mesleki, dini, eğitimsel ya da mali temasların sonradan yapılan örgüt nitelendirmesiyle birlikte mahkûmiyet gerekçesine dönüştürüldüğü çok sayıda dosya bakımından doğrudan önem taşımaktadır.

Sözleşme’nin 3. Maddesi Bakımından Cezaevi Koşulları

Kararın Sözleşme’nin 3. maddesi bakımından da önemli sonuçları bulunmaktadır. AİHM, başvurucunun Çorum Cezaevi’ndeki koşullarını bir bütün olarak değerlendirmiştir. Kalabalık koğuşlar, yetersiz tuvalet ve duş imkânı, yerde yatma, yapay ışık ve gürültü nedeniyle uyku kalitesinin bozulması gibi unsurların toplam etkisinin aşağılayıcı muamele eşiğini aştığı sonucuna varılmıştır.

Mahkeme özellikle “bir mahpus, bir yatak” ilkesine vurgu yapmış; cezaevindeki kapasite aşımı ve uzun süreli olumsuz koşulları dikkate almıştır. Bununla birlikte 3. madde yönünden kararın 9’a karşı 8 oyla verilmiş olması, Mahkeme içinde bu konuda ciddi bir görüş ayrılığı bulunduğunu göstermektedir.

Çoğunluk, yalnızca kişi başına düşen metrekare hesabına değil; koşulların toplam etkisine, uyku düzenine, hijyen imkânlarına, cezaevindeki genel aşırı kalabalığa ve sürenin uzunluğuna bakmıştır. Bu yaklaşım, cezaevi koşullarına ilişkin başvurularda yalnızca fiziksel alanın değil, yaşam koşullarının bütünsel etkisinin belgelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Adil Tatmin ve Yeniden Yargılama

Tazminat bakımından AİHM, 7. madde ihlali için ayrıca manevi tazminata hükmetmemiş; ihlal tespitinin bu başlık bakımından yeterli adil tatmin oluşturduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurucunun iç hukukta CMK 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesini talep edebileceğini ve bunun 7. madde ihlalinin giderilmesi bakımından en uygun yol olduğunu vurgulamıştır.

Bu tespit uygulama açısından son derece önemlidir. Zira kararın gerçek sonucu yalnızca sembolik bir ihlal tespiti değildir. Asıl sonuç, iç hukukta yeniden yargılama yolunun açılması ve mahkûmiyetin AİHM’nin ortaya koyduğu ölçütlere göre yeniden değerlendirilmesi gereğidir.

AİHM ayrıca 3. madde ihlali nedeniyle başvurucuya 2.800 Euro manevi tazminat ve yargılama giderleri için 9.050 Euro ödenmesine karar vermiştir. Maddi tazminat ve diğer talepler ise reddedilmiştir.

Sonuç

Yasak/Türkiye kararı, 15 Temmuz sonrası yürütülen ceza yargılamaları bakımından ceza sorumluluğunun, toplu varsayımlar, geriye dönük nitelendirmeler, soyut örgüt anlatımları veya bağlantılar üzerinden kurulamayacağını ortaya koymuştur.

Mahkûmiyet için kişinin şahsi kusuru, suç kastı, örgütün şiddet amaçlarını bildiği ve bu amaçlara bilerek ve isteyerek katıldığı somut biçimde ortaya konulmalıdır. Mahkeme yalnızca delilleri sıralamakla yetinemez; her delilin suçun maddi ve manevi unsurunu nasıl ispatladığını açıkça göstermelidir.

Bu nedenle Yasak/Türkiye kararı, yalnızca bireysel bir ihlal kararı değil; aynı zamanda yargılamanın yenilenmesi taleplerinde, mens rea tartışmalarında, bireyselleştirilmiş değerlendirme eksikliğinde ve gerekçesiz mahkûmiyet kararlarına karşı kullanılabilecek güçlü bir Büyük Daire içtihadıdır.