Otoriter Rejimlerin Uzun Kolu ve Küresel Güvenliğe Yönelik Tehditler: Sınır Ötesi Baskı
Yurtdışındaki siyasi muhaliflerin, gazetecilerin ve insan hakları savunucularının çilesi, ülkelerindeki baskıcı sistemlerden kaçtıklarında sona ermemektedir. Otoriter rejimler sınırlarının ötesindeki muhaliflerini boyun eğdirmek için yeni ve giderek daha karmaşık yöntemler bulmaktadır. “Sınır ötesi baskı” (transnational repression) olarak adlandırılan bu eylemler; hukukun üstünlüğünü ve devlet egemenliğini ihlal etmekte, hedef alınan bireylerin insan haklarını çiğnemekte ve ulusal güvenliğe ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Sivil toplum kuruluşu Freedom House’un verilerine göre, 2014 yılından bu yana 54 kaynak devlet tarafından gerçekleştirilen ve 107 ev sahibi devleti etkileyen en az 1.375 fiziksel sınır ötesi baskı vakası belgelenmiştir.
Sınır Ötesi Baskının Yöntemleri
Otoriter devletlerin muhalifleri susturmak için kullandıkları yöntemler sadece fiziksel saldırılarla sınırlı değildir. Kaynaklar, sınır ötesi baskı taktiklerini şu şekilde sınıflandırmaktadır:
- Cinayet, şiddet tehdidi veya yasadışı kaçırma eylemleri.
- Elektronik veya fiziksel gözetleme.
- Menşe devlette kalan aile üyelerinin taciz edilmesi veya yasadışı olarak gözaltına alınması.
- Bireylerin kişisel bilgilerinin ifşa edilmesi (doxxing) ve karalama kampanyaları.
- Konsolosluk hizmetlerinin reddedilmesi ve pasaport iptali gibi seyahat kısıtlamaları.
- INTERPOL sisteminin, iade taleplerinin ve kara para aklamanın önlenmesi (AML/CTF/FATF) gibi yasal mekanizmaların kötüye kullanılması.
Öne Çıkan Aktörler ve Örnek Vakalar
Sınır ötesi baskıyı en aktif kullanan ülkelerin başında Çin, Türkiye, Rusya, Tacikistan, Mısır, Türkmenistan, İran ve Belarus gelmektedir.
- Rusya: Eski FSB subayı Alexander Litvinenko’nun Londra’da zehirlenmesi ve İspanya’ya sığınan Rus askeri pilot Maxim Kuzminov’un suikasta kurban gitmesi fiziksel şiddet taktiklerinin en belirgin örnekleridir. Ayrıca Çeçenistan yönetimi, muhaliflerin eylemlerine misilleme olarak ülke içindeki aile üyelerini kaçırarak “kolektif cezalandırma” yöntemine başvurmaktadır.
- Çin: Avrupa ve ABD’de eğitim gören Çinli öğrencilere yönelik gözetleme ve baskı faaliyetleri yürütmekte, çeşitli ülkelerde açılan “kayıt dışı polis karakolları” aracılığıyla muhalifleri Çin’e dönmeye zorlamaktadır. 2022’de Manchester’daki Çin Konsolosluğu önünde barışçıl bir protestocunun konsolosluk yetkililerince içeri sürüklenip darbedilmesi bu pervasızlığın çarpıcı bir örneğidir.
- İran: Yurt dışındaki gazetecileri açıkça hedef almaktadır. Londra’da Iran International sunucusu Pouria Zeraati’nin bıçaklanması ve ABD’de gazeteci Masih Alinejad’a yönelik suikast ve kaçırma planları, rejimin muhalif basını susturma çabalarıdır.
- Türkiye: Eğitimci Orhan İnandı’nın MİT tarafından Kırgızistan’dan yasadışı olarak kaçırılması ve Almanya’da yaşayan gazeteci Erk Acarer’e evinin önünde düzenlenen saldırı örnek olarak gösterilmektedir.
- Belarus: Muhalifleri hukuki yollarla köşeye sıkıştırmak için Sırbistan gibi ülkelerden sahte vergi kaçakçılığı suçlamalarıyla iade taleplerinde bulunmakta (Andriy Hniot vakası) ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarının pasaport yenileme işlemlerini yalnızca Belarus’ta yapabileceklerini belirten bir kararname ile onları ülkeye dönmeye zorlamaktadır.
Adaletin Silah Haline Getirilmesi
Sınır ötesi baskının en tehlikeli boyutlarından biri, “adalet kisvesi” altında meşru uluslararası araçların kötüye kullanılmasıdır. INTERPOL’ün Kırmızı Bültenleri, otoriter rejimler tarafından muhalifleri uluslararası alanda tutuklatmak için sıklıkla bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Aynı şekilde, terörizmin finansmanı ve kara para aklama (FATF/AML/CTF) mevzuatı, muhaliflerin yurtdışında küresel bankacılık sisteminden (örneğin World-Check veri tabanı üzerinden) dışlanmasını sağlamak amacıyla istismar edilmektedir.
Çözüm Önerileri ve Demokratik Dünyanın Yanıtı
Otoriter rejimlerin bu uygulamalarına karşı koymak için, demokratik ülkelerin eşgüdümlü bir uluslararası yanıt vermesi gerekmektedir.
- Hukuki Tanım ve Suç Sayma: Sınır ötesi baskının uluslararası kabul görmüş bir tanımı yapılmalı ve bu eylemler ceza hukukunda açıkça suç sayılarak “ağırlaştırıcı sebep” olarak değerlendirilmelidir.
- Yaptırımlar ve Diplomatik Önlemler: Sınır ötesi baskı eylemlerine katılan yabancı yetkililere yönelik Magnitsky tipi hedefli yaptırımlar uygulanmalı ve sürece karışan diplomatlar persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edilmelidir.
- INTERPOL Reformu: INTERPOL bünyesinde şeffaflık artırılmalı, bültenlerin siyasi amaçlarla kullanımını engellemek için denetim mekanizmaları güçlendirilmeli ve bu sistemi kötüye kullanan ülkelere karşı caydırıcı tedbirler alınmalıdır.
- AML/CTF (Kara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi) mevzuatını ulusötesi baskı aracı olarak kullanan ülkelerin, sistemin kurucu kurumu olan FATF tarafından uyarılması, ısrarlı ihlallerin sürdürülmesi halinde bu ülkelerin FATF’ı Gri Listesine alınmasının sağlanması, bu ülkelere karşı oldukça caydırıcı bir önlem olacaktır.
- Mağdur Koruma Mekanizmaları: Mağdurların güvenle şikâyette bulunabileceği ihbar hatları kurulmalı ve pasaportları menşe ülkelerince iptal edilen sığınmacılara yeni seyahat ve kimlik belgeleri sağlama mekanizmaları geliştirilmelidir.
Sonuç
Sınır ötesi baskı, yalnızca hedeflenen muhaliflerin bireysel hayatlarına yapılmış bir saldırı değil, aynı zamanda uluslararası kurallara dayalı düzene ve devletlerin egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdittir. İnterpol ve karşılıklı hukuki yardımlaşma gibi mekanizmaların bu rejimlerce silah haline getirilmesi, küresel adalet sisteminin güvenilirliğini zedelemektedir. Hukukun üstünlüğünü savunan ülkelerin bu giderek büyüyen tehlikeye karşı hukuki boşlukları kapatması ve çok taraflı bir koruma kalkanı oluşturması hayati önem taşımaktadır.




