Rapor, Türkiye’de ifade özgürlüğünün mevcut yasal çerçeve içinde ciddi şekilde sınırlandığını ve bu sorunun temelinde “kanuni belirlilik ilkesinin” yeterince uygulanmaması olduğunu ortaya koymaktadır.
Ana tespit, özellikle Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) başta olmak üzere birçok mevzuatta yer alan muğlak ve geniş yorumlanabilir hükümler nedeniyle ifade özgürlüğünün keyfi biçimde kısıtlanabildiğidir. Hakaret, propaganda, kamu düzeni veya dezenformasyon gibi kavramların açık tanımlanmaması, muhalif görüşlerin cezalandırılmasına zemin hazırlamaktadır.
Rapor ayrıca, terörle mücadele gerekçesiyle ifade özgürlüğünün aşırı daraltıldığını, TMK’nın özellikle propaganda ve “övgü/sempati” gibi belirsiz kavramlar üzerinden muhalifleri hedef almak için kullanıldığını vurgulamaktadır. Bu durum, demokrasi, akademik özgürlük ve gazetecilik faaliyetleri üzerinde ciddi baskı yaratmaktadır.
Bunun yanında, basın, internet ve dezenformasyon gibi diğer yasal düzenlemelerin de sansür ve otosansürü artırdığı, medya ve sivil toplum faaliyetlerini sınırladığı belirtilmektedir.
Sonuç olarak rapor, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi için tüm mevzuatta açık, net ve öngörülebilir düzenlemeler yapılmasını; AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarının esas alınmasını; keyfi uygulamaların önlenmesini ve özgürlüğün kural, sınırlamanın istisna olduğu bir hukuk anlayışının benimsenmesini önermektedir.




