Rapor, Türkiye’de özellikle Gülen Hareketi’yle bağlantılı olduğu iddia edilen kişilere yönelik soruşturma ve yargılamalarda kullanılan suçlayıcı ve yönlendirici terminolojiyi inceliyor ve kolluk tutanakları, savcılık yazıları, mahkeme kararları ve duruşma kayıtlarından aktarılan somut örnekler üzerinden, haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan kişilerin yargılama tamamlanmadan suçlu kabul edildiğini düşündüren ifadelerin sistematik biçimde kullanıldığını ortaya koyuyor.
Çalışmada ayrıca, sanıkların, şüphelilerin ve avukatların kullandıkları tarafsız ifadelerin kimi zaman değiştirilerek resmî tutanaklara suçlayıcı bir terminolojiyle geçirildiği; belirli bir söylemi benimsemeye yönelik bu baskının savunma hakkını, ifade özgürlüğünü, hukuki güvenliği ve silahların eşitliği ilkesini zedelediği değerlendiriliyor.
Rapor, bu uygulamaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddesi ve ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi çerçevesinde ele alıyor. Önyargılı dilin etkilerinin mahkeme salonlarıyla sınırlı kalmadığı; toplumsal damgalanmayı, dışlanmayı ve nefret atmosferini de güçlendirdiği vurgulanıyor.
Rapor, yargı süreçlerinde suçluluğu önceden ilan eden ifadelerin terk edilmesini; kolluk, savcılık ve mahkemelerde nesnel ve hukuken tarafsız bir terminolojinin benimsenmesini; kişilerin beyanlarının değiştirilmeden tutanaklara geçirilmesini ve yargı uygulamalarının uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu hâle getirilmesini tavsiye ediyor.
Tarafsız dil, yalnızca bir kelime tercihi değil; masumiyet karinesinin, etkili savunma hakkının ve adil yargılamanın temel güvencelerinden biridir.




