Türkiye’ye İlişkin Önemli AİHM Kararları
Bu kararlar yalnızca bir bireysel ihlalin tespiti değil, binlerce benzer dosyanın seyrini değiştirebilecek bir dönüm noktası niteliğindedir. Türkiye’nin bu kararı uygulama biçimi, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve uluslararası yükümlülüklere bağlılık açısından da bir sınav olarak görülmektedir.
Önemli AİHM Kararları
YÜKSEL YALÇINKAYA v. TÜRKİYE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yüksel Yalçınkaya’nın yargılanmasında ByLock uygulamasını kullanmasının, Bank Asya’da hesap açmasının ve bazı dernek veya sendikalara üye olmasının tek başına terör örgütü üyeliği için yeterli delil sayılamayacağına hükmetmiş ve bu kararla emsal teşkil eden bir içtihat oluşturmuştur. Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yargılama sürecinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesini (adil yargılanma hakkı), 7. maddesini (kanunsuz ceza olmaz ilkesi) ve 11. maddesini (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal ettiğine karar vermiştir.
Bu karar, hem yargılamanın adil yürütülmemesi hem de yasal ve barışçıl faaliyetlerin cezalandırılmasına dayanan mahkûmiyetlerin hukuka aykırı olduğunu tescil etmesi bakımından, yalnızca başvurucu Yalçınkaya için değil, benzer suçlamalarla yargılanan binlerce kişi için de emsal niteliğinde tarihi bir karardır.
DEMİRHAN VE DİĞERLERİ v. TÜRKİYE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 22 Temmuz 2025 tarihinde Türkiye’deki 61 ildeki ağır ceza mahkemeleri tarafından “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla mahkûm edilen 239 kişi hakkında verdiği kararda, başvurucuların suç teşkil etmeyen eylemler gerekçe gösterilerek cezalandırıldığını ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini tespit etti. Bu karar, yalnızca bireysel başvurucular bakımından değil, Türkiye’deki sistematik hak ihlallerinin tespiti yönünden de tarihi bir dönüm noktası niteliğindedir.
AİHM, bu süreçte “Demirhan” kararıyla yeniden yargılama ve beraat yolunu fiilen açmış, haksız mahkûmiyetlerin ortadan kaldırılmasının ve mağdurların iç hukukta zararlarının giderilmesinin önünü açmıştır. Bu karar, yıllardır süregelen sistematik hukuksuzlukların tescili, adaletin yeniden inşası ve mağdurların etkili başvuru yollarına erişimi bakımından tarihi bir kazanım olarak kabul edilmektedir.
Ayrıca karar, 03/11/2025 tarihinde kesinleşmiş olup artık bağlayıcı niteliği tartışmasız hale gelmiştir. Böylece “Demirhan” kararı, benzer nitelikteki tüm dosyalar bakımından uygulanması gereken temel bir standart oluşturmuştur.
BUDAK VE DİĞERLERİ V. TÜRKİYE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Budak ve Diğerleri / Türkiye (14 Ekim 2025) kararı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında gözaltına alınıp tutuklanan 94 başvurucunun şikâyetlerini konu alıyor. Başvurucular, FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklanmış ve bu tedbirin makul şüpheye dayanmadığını ileri sürmüştü. Türk yargı makamları, tutuklamaları ByLock kullanımı, Bank Asya hesapları, örgütle bağlantılı kurumlarda çalışma, sosyal medya paylaşımları, bir dolar banknot bulundurma gibi delillere dayandırmıştı. AİHM, bu unsurların tek başına veya birlikte, makul şüphe oluşturacak nitelikte somut delil teşkil etmediğini; mahkemelerin bireysel değerlendirme yapmadan genel gerekçelerle tutuklama kararı verdiğini tespit etti.
Mahkeme, önceki içtihatlarına (örneğin Baş, Akgün, Taner Kılıç) atıfla, bu tür delillerin “kanunla izin verilen” veya “olağan” faaliyetler olduğunu, suç şüphesini destekleyecek özel olgularla güçlendirilmedikçe özgürlükten yoksun bırakmayı haklı gösteremeyeceğini belirtti. Bu nedenle, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5/1. maddesini (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal ettiğine hükmetti. Başvurucuların her birine 5.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar verdi ve diğer şikâyetleri ayrıca incelemeye gerek görmedi.
ÇETİN VE DİĞERLERİ V. TÜRKİYE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Çetin ve Diğerleri / Türkiye (14 Ekim 2025) kararı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında tutuklanan 137 başvurucunun, özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucular, FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla gözaltına alınmış ve uzun süre tutuklu kalmışlardı. Türk mahkemeleri tutuklamaları, ByLock kullanımı, tanık ifadeleri, örgüte ait yayınlara sahip olma, Bank Asya hesapları, sohbet toplantılarına katılma veya örgütle bağlantılı kurumlarda çalışma gibi unsurlara dayandırmıştı. AİHM, bu gerekçelerin somutlaştırılmadan, kalıplaşmış ifadelerle tekrarlandığını ve bireysel değerlendirme yapılmadığını belirtti. Ayrıca tutukluluğun devamına ilişkin kararların, “kaçma riski” veya “delil karartma” gerekçeleriyle soyut biçimde uzatıldığını tespit etti.
Mahkeme, bu tür otomatik tutukluluk uygulamalarının AİHS’nin 5/3. maddesine aykırı olduğuna hükmetti; çünkü Türk yargı makamları, tutuklama ve tutukluluğun devamı için “ilgili ve yeterli” gerekçeler sunmamıştı. AİHM, makul şüphe bulunup bulunmadığına ayrıca girmeye gerek duymadı, çünkü esas ihlalin gerekçesiz ve uzun tutukluluk olduğunu belirtti. Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası ilan ettiği OHAL ve yaptığı derogasyonun da bu ihlali meşru kılamayacağını vurguladı. Sonuç olarak Mahkeme, tüm başvurucular bakımından AİHS m.5/3’ün ihlal edildiğine karar verdi ve başvuru yapanların her birine 3.000 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
TÜZEMEN VE DİĞERLERİ V. TÜRKİYE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye (8 Temmuz 2025) kararı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası tutuklanan 117 başvurucunun şikâyetlerini kapsamaktadır. Başvurucular, “FETÖ/PDY üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmış; ByLock kullanımı, Bank Asya’da hesap bulundurma, belirli dernek veya sendikalara üyelik, sosyal medya paylaşımları, görevden alınma, çocuklarını “örgütle bağlantılı” okullara gönderme gibi gerekçelerle özgürlüklerinden yoksun bırakılmışlardı. Mahkeme, bu delillerin tek başına veya birlikte, suç işlendiğine dair “makul şüphe” oluşturmadığını, Türk mahkemelerinin bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmadığını ve kararlarını Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesindeki soyut ifadeleri tekrarlayarak gerekçelendirdiklerini tespit etti.
AİHM, daha önceki Baş, Taner Kılıç ve Akgün kararlarına atıfla, ByLock kullanımı veya Bank Asya hesabı gibi yasal faaliyetlerin örgüt üyeliği şüphesine dayanak olamayacağını yineledi. Mahkeme, Türkiye’nin darbe sonrası olağanüstü hal ilan etmiş olmasını bağlamsal olarak dikkate almakla birlikte, bu durumun Sözleşme’nin 5/1(c) maddesi uyarınca özgürlükten yoksun bırakmayı haklı gösterecek “zorunlu bir gereklilik” oluşturmadığını belirtti. Sonuç olarak, Mahkeme AİHS’nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti ve başvurucuların büyük çoğunluğuna 5.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
ALTUN VE DİĞERLERİ V. TÜRKİYE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Altun ve Diğerleri / Türkiye (10 Haziran 2025) kararı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında tutuklanan 23 hâkim ve savcının başvurusuna ilişkindir. Başvurucular, “FETÖ/PDY üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alınmış, görevlerinden uzaklaştırılmış ve uzun süre tutuklu kalmışlardı. Türk mahkemeleri tutuklamaları; ByLock kullanımı, HSYK tarafından görevden uzaklaştırılmaları, tanık ifadeleri veya diğer şüphelilerin ByLock konuşmaları gibi delillere dayandırmıştı. AİHM, bu unsurların tek başına veya birlikte “makul şüphe” oluşturmadığını, ulusal mahkemelerin ise CMK 100. maddesinin genel ifadelerini tekrar ederek, bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmadığını tespit etti.
Mahkeme, önceki içtihatlarına (Baş, Akgün, Taner Kılıç, Turan ve Diğerleri) atıfla, ByLock kullanımı veya görevden uzaklaştırma gibi olguların suç işlendiğine dair somut kanıt sayılamayacağını belirtti. Ayrıca darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’in, tutuklamaların “durumun kesin olarak gerektirdiği önlem” olduğu anlamına gelmeyeceğini vurguladı. Bu nedenle Mahkeme, AİHS’nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Başvurucuların çoğuna 5.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar verilirken, diğer şikâyetlerin (özellikle AİHS 5/3, 5/4 ve 8. maddeleri kapsamındakilerin) ayrıca incelenmesine gerek görülmedi.
Bu Kararlar Neden Önemli?
26 Eylül 2023 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yüksel Yalçınkaya’nın başvurusunda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesini (adil yargılanma hakkı), 7. maddesini (kanunsuz ceza olmaz ilkesi) ve 11. maddesini (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal ettiğine hükmetmiştir. Kararda, ByLock kullanımı, Bank Asya’daki işlemler ve belirli sendika veya derneklere üyeliğin, tek başına terör örgütü üyeliği için yeterli delil sayılamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Bu emsal karar, sadece Yalçınkaya’yı değil, benzer suçlamalarla karşı karşıya kalan binlerce kişiyi doğrudan etkilemektedir. Türkiye’nin uluslararası hukuka uyması ve bu kararı uygulaması gerekmektedir. Ancak, kararın üzerinden uzunca bir süre geçmesine rağmen henüz somut bir adım atılmamıştır.




